Yavuz Bülent Bakiler Hocamızın Çok Sevilen Bazı Şiirleri…
12 EYLÜL’E SİTEM
Kolum, kanadım diyordum.
Sevdalanıp gidiyordum
Yurdum diye seviyordum
Yurdum, felaketim oldu.
Türküm! dedim, Türk’ü sevdim
Öğünen bir koca devdim
Volkandım, alev-alevdim
Kor’dum… felaketim oldu.
Kimisi Rus, kimisi Çin…
Uşağıydı; dedim niçin?
Bayrağıma selam için
Durdum… felaketim oldu.
Vatan millet idi tasam
Çiğnenmişti ana-yasam
Vuracaklardı vurmasam
Vurdum… felaketim oldu.
Neyim varsa birer birer
Tutup çarmıha gerdiler
Bozkurt’uma ‘it’ dediler
Kurdum… felaketim oldu.
Bu ahlaksız dubaraya,
Tarih ‘mim’ koysun buraya
Eylül darbesini hayra
Yordum… felaketim oldu.
Gönlümün yiğit beğiydi
Gözlerimin bebeğiydi…
Ona da mı nazar değdi
Merdim… felaketim oldu.
Tarafsızlık diye diye
Şu en soysuz haramiye
Başımızı vermek niye
Sordum… felaketim oldu.
Ben değildim esip-tozan
Kanlı kuyuları kazan
Bütün tuzakları bozan
Zordum… felaketim oldu.
Kolum, kanadım diyordum.
Sevdalanıp gidiyordum
Yurdum diye seviyordum
Yurdum, felaketim oldu.
CEBECİ İSTASYONU VE SEN
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Sıcak bir kara sevda
Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;
Acımsı, buruk.
mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde
Sessizliği üstümüzden atamıyorduk
Bir saçak altında kararsız, yorgun
Saatlerce duruyorduk
Kimse görmüyordu bizi
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
Bir başka türlüydü bu insanlar
Sen bir başka türlüydün
Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi
Gözlerin gözlerimde erimekteydi
Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun
Beni bırakma diyordun
Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam
Bir yalnızlık duyuyorduk
Ağlıyordun, ağlıyordun…
Cebeci İstasyonunda bir tren
Nefes nefese soluyordu
Gerilmiş bir keman teli gibiydik
Ankara Kalesi’nde bir eski çalar saat
Bilmem kaça vuruyordu
Bir yağmur yağıyor inceden ince
İçimizdeki binbir düşünce
Harmanlar misali savruluyordu
Islanmış bir ceylan yavrusu gibi
Tiril tiril titriyordun
Gitsek gitsek diyordun.
Yüreğimin atışından deli gönlümce
Sırıl sıklam, paramparça, permeperişan
Türküler söylüyordum
Ağlıyordun, ağlıyordun…
Şimdi, şimdi seni düşünüyorum
Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin
Paramparça düşmüş gönül ufkuma
İki yıldız gibi gözlerin
Gel Ey ciğerime saplanan hançer
Gel ey yüreğime oturmuş kurşun
Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan
Gel artık
Ne olursun
GÖZLERİN İSTANBUL OLUYOR BİRDEN
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
Durgun sular gibi azalacağım
Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
Ellerim usulca ellerine değince
Kaybolup gideceksin
Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
Bir elim seni silecek.
Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
Senin için yeni baştan can kesilecek.
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
LALELİ - AKSARAY
Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkar
Ve yine içimde şarkılı sesin.
Gözlerimde çizgi çizgi duraklar
Duraklarda hayal- meyal senmisin?
Senmisin yanyana gezemediğim?
İnce sitemini sezemediğim
Sırrını bir türlü çözemediğim
İçimdeki çetin sual senmisin?
Bu nasıl yürekten söylenmiş makam?
Dinlediğim bütün türkülerde gam
Laleli-Aksaray arasında her akşam
Dinlediğim tatlı masal senmisin?
Ne derse aldırma şimdi artık el
Gel bir akşam yine türkülerle gel! ..
İstanbul seninle çok daha güzel
İstanbul’dan güzel hayal senmisin?
Biliyorum seni türküler yaktı,
Türkülü gözlerin ıslak ıslaktı.
Şimdi beni sokak sokak her akşam vakti
Dolaştıran ‘Dişi kartal’ senmisin?
Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkar
Ve yine içimde şarkılı sesin.
Gözlerimde çizgi çizgi duraklar
Duraklarda hayal meyal senmisin?
SİVAS’TA YOKSUL ÇOCUKLAR
Sivas’ta Ulu Camii avlusunda çocuklar
Yalvaran gözlerle etrafa baka baka
Açıyorlar küçük esmer avuçlarını:
-Emmilerim sadaka! Emmilerim sadaka!
Hükümet konağının yanında biri
Bir kemik kalmış bir deri…
‘Boya cila yimbeş,boya cila yimbeş’ diye ağlıyor
Ve daha fırça bile tutamıyor elleri.
Garipler Pazarı’nda körpe çocuklar
Yorgunluktan güzelim yüzleri al al…
Öldüren bir çığlık dudaklarında:
-Boş hamal!boş hamal!boş hamal!
Nane satan su satan yetim çocuklar
Şarkı söyleyemediler güneşe aya…
Biliyorum ne masal dinlemeye doydular
Ne oyun oynamaya…
Bezirci’de,Yüceyurt’ta Altıntabak’ta…
Çocuklar var incecik yüzleri nurdan
Ama toz toprak içinde elleri ayakları
Oyuncakları çamurdan…
Ve günahkar çocuklar,suçlu çocuklar
Mahkeme salonunda bakarım dizi dizi
Bu suç bizim suçumuz,bu günah bizim
Affedin bizi.
Gökteki yıldızlar kadar sayısız
Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocukları
Anladım farkınız yok koparılmış başaktan!
Alın bu gözleri benden,alın bu yüreği artık
Utanıyorum yaşamaktan.
ŞAŞIRDIM KALDIM İŞTE
şaşırdım kaldım işte! …..
sözde senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla
bazen sessiz sedasız ipekten kanatlarla
ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarlarla
karşıma çıkıyorsun en soğuk mimiklerle
adını yazıyorum bulduğum fırsatlarda
yüreğimin başına noktalarla, hatlarla
başbaşa kalıyorum sonunda hayallerle
sözde sana koşuyorum dolu dizgin atlarla
ne olur bir gün beni kapında olsun dinle
öldür bendeki beni sonra dirilt kendinle
çarpsan kara sevdayı en azından yüzbinle
nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle
kaç defa çıkıp geldim buralara inatla
ama her dafasında dönemedim seninle
hangi düğüm çözülür nazla, sitemle, kinle
ne olur bir gün beni kapında olsun dinle
şaşırdım kaldım işte bilmemki nemsin
bazan kızkardeşimsin bazan öpöz annemsin
sultanımsın susunca; eksilmeyen çilemsin
orada ufuk çizgim, burada yanım yöremsin
beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin
çaresizim çaremsin,
şaşırdım kaldım işte bilmemki nemsim
TÜRKİYEM, ANAYURDUM, SEBEBİM, ÇAREM!
Ben, kağnılarla yaylılarla büyüdüm geldim
Çocuk yüreğimi yakan türküler dinleye dinleye.
Mahzun kağnılarla, nazlı yaylılarınla
Ve tozlu yollarınla sevdim seni Türkiye!
O tezek topladığım kırlar, yaylalar…
Başına oturduğum, yemek yediğim atandır.
Türkiye’m, anayurdum, sebebim, çarem…
Taşına toprağına vurgunluğum bundandır…
Akşam karanlığıyla başlardı kurbağalar
Susar gökyüzü kadar, dinlerdim biteviye.
Gecemi besteleyen cırcır böceklerinle.
Kurbağa seslerinle sevdim seni Türkiye!
Bir Peygamber sofrasıydı soframız:
Biraz tandır ekmeği, biraz çökelik…
Yoksulluğunla da bağlandım kaldım sana
Mecnunlar gibi üstelik.
Yağmurlar başlayınca, odalarımız damlardı
Dizlerini döve döve ağlardı anam.
Şimdi kırkikindiler boyunca sırılsıklam
Küçük kerpiç evlerin çıkmaz aklımdan!
Türkiye’m! Hasretim! Kınalı türküm! ..
İçiçe güzellik, uç uca kahır
Yüreğimi bin parçaya bölseler
Her parçası yine seni çağrışır
YAVUZ BÜLENT BAKİLER….
Yavuz Bülent Bakiler ile ilgili sitemizde çok sayıda yazı vardır. Arama yapabilir veya diger kategorilere göz atabilirsiniz..
?
Yazan: admin | | 25 Şubat 2008 | Kategori: Edebiyat
Etiketler: cebeci istasyonu, cebeci istasyonu ve sen, Yavuz Bülent Bakiler, yavuz bülent bakiler biyografi, yavuz bülent bakiler duvak, yavuz bülent bakiler eserleri, yavuz bülent bakiler gözlerin istanbul oluyor, yavuz bülent bakiler gözlerin istanbul oluyor birden, yavuz bülent bakiler harman, yavuz bülent bakiler hayatı, yavuz bülent bakiler kitapları, yavuz bülent bakiler şaşırdım kaldım, yavuz bülent bakiler sen sen sen, yavuz bülent bakiler şiiri, yavuz bülent bakiler şiirleri, yavuz bülent bakiler sözün doğrusu, yavuz bülent bakiler sözün doğrusu 1, yavuz bülent bakiler tüm şiirleri, yavuz bülent bakilerin eserleri, yavuz bülent bakilerin şiirleri
Yorum Yap