Yeniçeri Ocağı’nın Kuruluşu ve Mahiyetine Kısa Bir Bakış:
Devlet merkezinde Osmanlı hükümdarının emir ve kumandaları altında ve onların şahıslarına bağlı olan kapıkulu denilen yaya ve atlı askeri ocakları, maaşlı olup eyaletlerdeki topraklı ve tımarlı sipahi ile diğer eyalet kuvvetlerinden tamamen ayrıydı.
Osmanlı Devletinin galibiyetlerinde önemli bir güç olan ve iki bucuk asır kadar muntazam bir teşkilat ile idare dilen Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşu hususunda kesin bir tarih tespit edilmemiş olmakla beraber tarihçiler Yeniçeri Ocağı’nın I. Murad (1359-1389) tarafından 1363’de kurulduğunu belirtirler. Diğer bazı teşkilatların kuruluşunda olduğu gibi bu ocağın ilk kuruluşunda da Selçuklar ve Memlukların örnek oldukları örnek oldukları belirtilmektedir.
Bu ocağın kurulması, Osmanlı Devletinin yayılma ve gelişme döneminin ortaya çıkardığı daimi ve muvazzaf bir gücün olması gereksinimine dayanmaktadır. Ocağın kurulmasından önce askeri güç “yaya ve müsellem” diye piyade ve süvari olmak üzere ancak savaş zamanında ve gerektiğinde toplanan sadece Türklerden oluşan bir askeri sınıfa dayanmaktaydı. Bunlar savaş zamanında sefere katılırlar savaş bittikten sonra, devletin kendilerine tahsis ettikleri çiftlikler de her türlü vergiden muaf olarak tarımla uğraşırlardı.
Osmanlı’nın Rumeli’ye geçişi (1357) ile beraber devletin toprakları genişlemeye başlamış, merkezden uzak bölgelerde tutunmanın ve daha ileriye gitmenin “daimi ve muvazzaf bir orduyla mümkün olacağının anlaşılması, yaya ve müsellemlerin yeterli gelmeyeceği kanaatiyle Murad Candarlı Kara Halil Paşaya acemi Ocağı’nın kurulduğu bilinmektedir. Kara Halil Paşa Orhan Bey devrinde yaya ve müsellemlerin kurulmasında da mühim rol oynamıştır.
Yeniçeri Ocağı’nın temel prensibi, savaşlarda esir alınana erkeklerle devler sınırları dahilindeki Hıristiyan ailelerin çocuklarından devşirilenlerin , Müslüman-Türk ailelerin yanında, belli bir süre (3-5 yıl) içinde eğitildikten sonra ocağa kabul edilmesi idi.
Yeniçeri Ocağı, kuruluşundan 18.yy’nın ilk çeyreğine kadar, Osmanlı Devleti’nin askeri gücü olarak, önemli fetihlerin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Yaklaşık iki-iki bucuk asır kadar büyük hizmetleri görülen bu ocak, Osmanlı Devleti’nin ihtişamlı günlere ulaşmasında, bir dünya devleti, yani dünya siyasetine yön veren bir devlet olmasında önemli bir paya sahiptir.
Şimdi ocağın nizamının nasıl bozulduğu işlevini nasıl yitirdiği bunun toplum hayatına nasıl yansıdığı ve ocağın kaldırılmasına kadar götüren sebeplere bakacağız.
I-YENİÇERİ OCAĞI’NIN BOZULMASI ve ISLAHINA DAİR YAPILAN BAZI ÇALIŞMALAR
Yeniçeri Ocağı 16.yy ortalarında bütün teşkilatıyla tam ve mükemmel bir hale gelmişti. Ocağın nizamının bozulmasında; birinci derece bir elin Ocak üzerinden kalkması, iltimas, iltizam ve himaye ile Yeniçeri Ocağı’na kanun haricinde adam alınması, makam ve mevki hırsı ve kar kaygısıyla vezirlerin, ağaların, kendi arzularına hizmet etmek üzere ocağı isyan için tahrik etmeleri birinci dereceden nedenler olmuşlardır.
Kanuni’ye kadar Osmanlı hükümdarının başında bulunmaları ve onların en ufak yolsuzluklarında bile müsamaha etmeleri Kapıkulu Ocakları’nı asrının en modern ordusu olarak gösteriyordu. Hatta yabancı tarihçiler bile Osmanlı Ordusu’nda özellikle Yeniçerilerdeki itaat ve kuvvete hayrandılar.
Ocağın nizamının çözülmeye başlaması III. Murad zamanında başlar. III. Murad Yeniçeri Ocak nizamına aykırı olarak bazı “yabancı” unsurları ocağa iltimasla almıştır. III. Murad (1574-1595) ilk defa oğlu, daha sonra III. Mehmed (1595-1603) unvanıyla tahta çıkacak olan şehzade Mehmed’in sünnet düğününde, bazı küçük hizmetleri olan, çeşitli hünerler gösteren kişileri ocağa aldırmasıyla bu kapı aralanmış ve bir daha da kapatılmamıştır. Yine bu padişah zamanında, İran ve Avusturya Savaşları münasebetiyle Ocağı’na yabancı unsurlar alınmıştır. Ocağa giren bu yabancılar ocaktaki efradı kendilerine uydurup serkeşliğe sevk ediyorlardı.
Diğer önemli problem ise, ekonomik bir görüş çerçevesinde ileri sürülen sebeptir. Buna göre ocak mensupları aldıkları ulufelerle geçinemez olmuşlar ve geçimlerini temin için esnaflığa soyunmuşlardır. Dolayısıyla askerliği ikinci plana atarak, ocağın bozulmasına yol açmışlardır.
Nizamın bozulması, üst rütbelerde de giderek artan bir yozlaşmayı beraberinde getirmiştir. Üst rütbeli subayların düşük ve sık sık geciken maaşları, bu kişilerin gösterecekleri müsamaha sonucunda elde edecekleri maddi çıkarlar için kural ihlallerini kasten görmezden gelmelerine yol açmıştır. Akçenin değerinin sürekli düşmesi ve ulufelerin ödenmesinin gecikmesi nedeniyle maddi durumları bozulan Yeniçeriler ek gelir yaratma çabasına girmişlerdir. 16.yy ortalarından itibaren aralarında evlenmelerde başlamıştır.
Bazen saray birliklerinin, idareci gurubun bazı kademelerindeki çıkar çatışmalarına alet oldukları da oluyor, aynı zamanda yeniçeriler ve kapıkullarının karşı karşıya geldikleri bazı durumlarda vardı. Örneğin bir gün Sipahiler Serdar Yemişçi Hasan Paşa’nın görevinden alınmasını talep ettiklerinde Yeniçeriler Paşa’nın yardımına gelmişler ve zafer kazanmışlarıdır.
Yeniçeri Ocağı’nın bozulmasında ocağın iç yapısı ve mensupların ekonomik durumdan bozulmasından farklı olarak nizamın bozulmasından doğrudan bir ilişki olmasa da bu devre kadar Osmanlı komşu devletlerinde düzenli bir ordu bulunmamaktaydı. Bir bakıma Osmanlı Yeniçeri nizamı Avrupalı devletlere ilham kaynağı olmuş ve il defa Avusturya daimi bir ordu teşkil etmiştir. Ayrıca savaş teknik ve taklitlerine dair gelişmeler olmuştur. Aynı şekilde Rus çarı Petro’da bu durumun farkına varmış ve düzenli bir ordu tertibine muvaffak olmuştur.
Bir bakıma Yeniçerilerin tarihindeki başarıları, muhatapları olan orduların zafiyetlerine bağlıdır. Avrupa ve Rusya’da askerliğin bir sanat olarak gelişmesi ve mükemmeliyete doğru gitmeleri: 16. ve kısmen 17. yy’daki Hıristiyan dünyasının korkulu rüyası Yeniçerilerin Azametlerini yitirmesini de beraberinde getirmiştir.
Bu bakımdan, Avrupa devletlerinin ve Rusya’nın askeri alandaki atılımlarına karşı, Yeniçeri Ocağı’nın içinde bulunduğu başıboş ve perişan hali de gözler önüne seriliyor; Kanuni devrindeki savaşçı Yeniçerilerin yerinde, işe yaramazlar gurubu bulunuyordu. Artık Yeniçerilerin Kanuni devri Yeniçerileriyle alakası yoktur. Böyle bir askerin başarılı olması mümkün değildir.
Bunun neticesinde Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşması’ndan (26 Ocak 1699) itibaren bir çöküşe doğru giderken, devlet adamları bu çöküşün ve gerileyişin sebeplerini tespitte zorlanmamışlardır. Avrupa tarzında eğitimli bir ordunun alt yapısını hazırlayacak, yetişmiş insan gücü gereksinimini karşılayacak eğitim kurumlarının tesisi ve geliştirilmesi çabaları, bu tespitlerin sonucudur. Bunun içindir ki I. Muhmud (1730-1754), bu sebeple İtalyanca’dan savaş tekniklerine dair kitaplar tecrübe etmiştir; III. Mustafa (1757-1774) talimli asker tertibine teşebbüs etmiş; I. Abdülhamid’ (1774-1789) sürat topçularının sayıca artırılması yönünde ciddi adımlar atmış ve yine talimli asker tertibine girişmiş ve nihayet III. Selim (1789-1807) Nizam-ı Cedid hareketini başlatmıştır.
A-) Yeniçerilerin Bazı itaatsizlikleri ve Nedenleri
Yeniçerilerin kanunsuz hareketlerine dair 15. asrın ortalarına kadar bir şey bilinmemektedir. Bu tarihten itibaren gerek padişah değişimine gerek belli başlı vakalarda ocak; hariçten ve bazen de menfaatlerine zarar gelen kişilerin tahrikleriyle ayaklanmıştır.
Osmanlı tarihindeki ilk Yeniçeri ayaklanması II. Mehmed’in birinci saltanatından çekilmesi sonucunu doğuran Bucuktepe Vakası’dır. 1446 yılında Edirne’de meydana gelen ayarlarının düşürülmesiyle piyasayı ve askeri zarara sokmasının yanında devşirme kökenli devlet adamları ile Türk devlet adamlarının mevkii telaşları sonucunda kışkırtılması sonucu tekrar II. Mahmud’un padişah yapılmasıyla sonuçlanmıştır(1444). Böylece askerin politikaya asalet edilmesi de başlamış oluyordu.
Bundan sonra 1451 Karaman seferinde Yeniçerilerin bahşiş istemeleri de itaatsiz hareket sayılmıştır.
Fatih’in ölümüyle Beyazıd’ın padişahlığını temin için Şehzade Cem’in hükümdarlığına taraftar olan Vezir-i Azam Karamani Mehmed Paşa’yı öldürmüşlerdir.
II. Beyazid son zamanlarında saltanatı şehzade Ahmed’e bırakmak istemiş fakat yeniçerilerin taraftar oldukları Şehzade Selim galip gelmiştir.
Çaldıran Seferi’ne gidilirken Yeniçerilerin, vükelanın ocağı tahrik ederek geri dönmek üzere ayaklanmaları ve Padişahın ortağına kurşun atacak kadar ileri gittikleri bilinmektedir.
1524’te Kanuni Sultan Süleyman’ın Edirne’de bulunmasından cesaretle bazı devlet adamlarının tahrikiyle o sırada Mısır’da ıslahat yapan Vezir-i Azam İbrahim Paşa ile Vezir Ayas Paşa defterdarın evleri ile halkın mallarını yağmalamıştır. Bu İbrahim Paşa’nın azli için yapılmıştır. Yine 1529’da Viyana seferi esnasında padişahtan bahşiş istemek için rezalet çıkarmışlardır.
II. Selim’in cülusunda cülus bahşişi için bir hareket vardır.
16. asrın son yarısından itibaren devleti idare eden mevkilerini kuvvetlendirmek için ocakları tahrik etmişleridir. Örneğin Vezir’i Azam Yemişçi Hasan Paşa Azlettirilmek istemiş ancak Yeniçeri Ocağının olaya karışmasıyla görevinde kalabilmiştir.
Lehistan seferi esnasında II. Osman askerin gayretsizliğini görmüş Suriye ve Mısır’dan yeni asker tedip etmek istemesi sonucunda çıkan isyanla saltanattan ve canından olmuştur. Yerine Mustafa getirilmiş oda beğenilmeyerek IV. Murad hükümdarlığa getirilmiştir.
Yine önemli itaatsizlikleri arasında Edirne Vak’ası ve Patrona Halil İsyanı sonrası isyanları vardır. Edirne Vak’a sın’da II. Mustafa’nın hocası Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin nüfuzuna darbe vurmak isteyen Vezir-i Azam Rami Mehmed Paşa’nın tertibiyle Cebeciler ayaklanmış Feyzullah efendi öldürülmüş ve tahta III. Ahmed çıkarılmıştır(1703). Yine Patrona Halil İsyanı ve arkasından Ocağın isyanıyla İbrahim Paşa öldürülmüş Bu isyanda da Yeniçeriler el altından tahrik edilmiştir(1730).
Yeniçerilerin bu tür azgın hareketleri ocağın kaldırılmasına kadar devam etmiştir. Bütün bu olaylar, Yeniçerilerin disiplinlerinin erozyona uğradığını ve toplumsal dengeyi bozan tehlikeli bir öğe haline gelmekte olduğu gerçeğini doğrulamaktadır. Sefere çıkamadıkları zaman başkentteki kışlalarında yaşayan Yeniçeriler, kontrol edilemeyen ve tehlikeli bir güç haline geldiler.
B- Bozulmanın Toplum Üzerindeki Etkileri
Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşundan kaldırılışına kadar geçen uzun sürede, resmi kroniklerde; büyük çaptaki isyanları dışında, halkla ilişkileri, toplum üzerindeki tesirleri, ırza, cana ve mala saldırıları, çeteleşerek iç güvenliği ihlal edici davranışları ve gündelik zorbalıkları pek göze çarpmaz. Bu kaynaklarda nadir de olsa, ocak mensuplarının birbirleriyle didişmelerinin teşkil ettiği şahsi meselelerin hallinde son çözüm olarak başvurdukları ve çoğu zaman ölümle neticelenen arbedelerinden bahsedilir.
Yeniçeri Ocağı’nın ülke savunmasında yetersiz kalmalarının yanında, halka zulüm etmeleri, halk üzerinde baskı kurmaları; cana mala ve hatta ırza tecavüzleri toplumda büyük bir nefrete sebep olmuştur. Zaten ocağın kaldırılması olayının “vak’a-yı hasene” olarak adlandırılmasının altında, devletin ve milletin bu beladan kuruluşunun psikolojisi yatmaktadır.
1-) Yeniçerilerin Tüccarları Haraca Bağlanmaları ve Şahsi Menfaat Teminleri
İstanbul limanına gelen tüccar gemilerine, yeniçeri ortalarının her biri kendi orta nişanlarını koymak suretiyle gemileri kendi aralarında pay etmişlerdir. Böylece gemiler İstanbul’a geldikçe, hangi ortanın nişanını taşıyorsa o ortaya haraç vermek zorunda kalıyordu. Adeta kendilerini devlet içinde devlet yerine koymuşlardır.
Yeniçerilerin diğer bir zulmü de çarşı ve pazarlarda beğendikleri malları zorla alarak, aldıkları malın değerinin üçte birini vermek suretiyle esnafa zarar ettirmeleridir. Buna benzer bir durumda yeniçerilerin İstanbul’ un muhtelif semtlerinde sarraflara eksik altın bozdurmak, para istemek, zorla almak. Karın doyurmak ve kumanya talep etmek şeklinde olmuş ve zulüm derecesine varan bu tavırlar büyük huzursuzluklara sebep olmuş ve dükkanlarının günlerce kapalı kaldığı olmuştur.
2-) Kadınlara Sataşma Durumları
Yeniçerilerden, kadınlara sataşma, kadınlardan para ve ziynet eşyalarını isteme, kadınları alıkoyma hatta tecavüze kalkışlarının olduğu bilinmektedir.
Örneğin, bir kadın Üsküdar İskele Camii avlusundan geçerken Debbağ Keleş adında elli ikinci bölüğe mensup bir Yeniçeri kadını alıkoymuştur(Temmuz 1809).
3-) Dolandırıcılık
Yeniçerilerin dolandırıcılıklarını örnek olarak: iki yeniçeri bir sarrafa 100 kuruşluk bir saati 50 kuruş karşılığı rehin bırakmış kısa bir süre sonra yeniçerilerden biri gelerek 50 kuruşu geri vererek saati geri almıştır. Bir-iki saat sonra diğer yeniçeri gelerek saati istemiş sarraf durumu anlatınca “benim 500 kuruşluk saatimi ona nasıl verirsin” diyerek tehditle sarraftan 150 kuruş daha almıştır.
4-) Kendilerinden Başka Güç Tanımamaları ve Kabul Etmemeleri
Yeniçeriler savaşa gönüllü olarak katılanları yeniçeri bayrağı altına sokmak istemişlerdir. Örneğin ; 1811’ de Anadolu’ dan din ve devlet için savaşa gitmek amacıyla hocalarıyla birlikte ortaya katılan talebelere yeniçeriler bayraklarındaki kelime-i şahadet yerine yeniçeri orta nişanı koymaları için baskı yapmışlardır. Bunu iftihar vesilesi yaparak “bu kadar yeniçeri var” diyorlardı.
5-) Padişahı Tehdit Etmeleri ve Baskı Uygulamaları
Yeniçeriler bu menfaat düzenlerinin bozulabileceği endişesini her zaman hissetmişlerdir. Nitekim gerek gördüklerinde padişahı dahi tehdit etmişlerdir. Bunlardan biri 1810’ da olmuştur. Bir gece Bab-ı Ali’ ye de yapıştırdıkları bildirilerde, padişaha Nizam-ı Cedid’ i vad etmesi ve sefere çıkmaması nedeniyle “Yalancı padişah olmaz” denmiş.
Yeniçeri tükenmez mantar gibi yerden biter” beytini de ekleyerek padişahı tehdit etmeyi de ihmal etmemişlerdir.
Yine bu dönemde yeniçeriler; “Padişahımız yine Nizam-ı Cedid askeri tanzim edecekmiş. Bizler haber aldık, bundan fariğ olsun. Yoksa bizler gayri padişah buluruz” sözleriyle padişahı tehdit etmişlerdir.
Halkı korkutarak kimse, İstanbul’u ateşe vereceklerini, ricalı ve ulemayı öldürüp mallarını alıp zevk ve sela edeceğiz” tarzında sözler söylemişlerdir.
II-) II. MAHMUD VE YENİÇERİLER
Askeri ıslahat hareketleri, daha Sultan ll. Mahmut’ un tahta geçişinin ilk yıllarında başlamıştır. Sadrazam Alemdar Mustafa paşa, ayanlarla imzaladığı anlaşma maddelerine “askerlik alanında bir ıslahatın yapılması” maddesini de koydurmuştu. Çok geçmeden sadrazam Sekban-ı Cedid ocağını kurdu ve bu askerler modern Avrupa yöntemleriyle askeri eğitime başladılar. Bu arada yeniçeri ocağının düzene sokulması çalışmaları da başlamıştı. Askerlik görevini yapmayıp çeşitli serbest işlerde uğraşan yeniçerilerin elinde bulunan esame denilen kağıtları alınacak yalnızca askerlik görevini sürdürmek isteyen yeniçeriler ise Sekban-ı Cedid ocağında çağdaş askerlik öğrendikten sonra esas sanatlarıyla da uğraşacaklardır. Fakat Alemdar Mustafa Paşa’ nın bu ıslahat girişimi aşaması yeniçeriler tarafından kuşku ile karşılandı ve ayaklanarak Alemdar’ın ölümüne sebep oldular, böylece askeri alanda ki ıslahat hareketleri durmuş oldu. Bununla birlikte Sultan ll. Mahmut, yunan ayaklanması sırasında başarısızlıklarını ve ıslahat hareketleri için tehlikeli gördüğü yeniçerilerin kesinlikle ıslah edilmesinin gerektiğini anlamış bulunuyordu.
Padişah askeri birliklerin kilit noktalarına kendi adamlarını yerleştirirken daha önceki reform hareketlerinin boşa çıkmasından ulemanın yeniçerilere desteği hususunda da önem vererek kendine bağlı ulema sınıfından olanları da yüksek mevkilere getirdi. Aynı zamanda karşı olanları da yerlerinden aldı veya sürgüne gönderdi. Şeyhülislam Mekkizade Mustafa Asım Efendi padişahın planlarına uymakta duraksayınca yerine sultana daha bağlı olan Kadızade Tahir Efendi getirildi. Yine mevalinden bazılarına payeler verildi, Müderrislerin ileri gelenleri teri ettirildi, İstanbul kadısı Sadık Efendi’nin hizmet süresi üç ay uzatılarak vak’a Sırasında görevde kalması sağlandı. Yeniçerilerin ileri gelenlerinden bir kısmı, birer vesile ile muhtelif yerlere gönderilerek İstanbul’dan uzaklaştırıldı, bir kısmı da görevinden alınarak yerine sadık kişiler getirildi.
A-) İlga Fermanına Göre Ocağın Kaldırılış Sebepleri
Yeniçeri ocağının ilga fermanı, muhleva itibariyle üç bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümde yeniçeri ocağının ve yeniçerilerin içinde bulunduğu durum dile getirilerek örneklerle ocağın fonksiyonunu yitirdiği ortaya koyulmuş ve bu haliyle ocağın doğuracağı tehlikelerine işaret edilmiştir. Görevlerini yapmadıkları, düşman karşısında direnmedikleri İslam toplarının düşman eline geçmesine ve Müslümanların esaret altına girmesine sebep olduklarından bahsedilmiştir. Tarihi süreç içerisinde sebep oldukları isyanlara değinilmiş, bu isyanların neticesinde padişahların tahttan indirilip devletin zafiyete uğratıldığı, bazı padişahların canına kıydığı ifade edilerek yeniçerilerin bir bakıma hükümranlık erkine karşı takındıkları asi tavır ile dile getirilmiştir. İkinci bölümde düşman ordularının galibiyet sebepleri, yeni askeri teşebbüslere karşı yeniçerilerin isyanlarının ülke için hayırlı olacak bu ıslahatları sonuçsuz bırakmaları dile getirilmiştir. Üçüncü bölümde ocağın kaldırılması durumunda devletin zayıf kalıp kendini savunmaması tehlikesine karşı düzenli bir askeri sınıfın oluşturulması kararlaştırılmıştır.
B-) Eşkinci Ocağının Kurulması Ve Yeniçerilerin Son Ayaklanmaları
Alına karar üzerine padişahın buyruğuyla toplanan devletin ileri gelenleri (Sadrazam Mehmed Selim Paşa, Rumeli Kazaskeri, İstanbul Müftüsü, Sadaret Kethüdası, Defterdar, Yeniçeri Ağası ve Ocak ileri gelenleri vs. gibi Şeyhülislam Mehmed Tahir Efendi’nin konağında) uzun süren görüşme ve müzakerelerden sonra modern bir askeri teşkilat olarak Eşkinci sınıfının kurulmasını kararlaştırmışlardır. Bununla beraber Ocağı kışkırtmamak için yeni askerin elli bir Yeniçeri ortasından yüz ellişer kişi alınmak suretiyle teşkil edilmesi kararlaştırılmıştır ve alınan kararlar çerçevesinde hareket edileceği belirtilen bir metne devlet erkanı yanında ocak ağaları da imza atmışlardı.
Böylece kuruluşu tamamlanan Eşkinci Ocağında kısa sürede eğitime başlandı. (12 Harizan 1826). Fakat bu sırada ocağa karşı olumsuz propagandalara başlanarak “Nizam-ı Cedid’in yeniden kurulduğu ve dolayısıyla Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılacağı” görüşü etrafa yayılmaya başladı. Bir süre sonra harekete geçen yeniçeriler Sadrazamın Bab-ı Ali’deki Harem dairesiyle hazinesini ve Mısır Kapu Kahyası Necip Efendi’nin Konağını yağma ettiler. Yeniçeri Ağası Celaleddin Ağayı öldürmek istedikleri de ele geçiremediler ve sabah El Meydanı’nda toplanarak kazan kaldırdılar.
C-) Yeniçeri Ocağının Kaldırılması
Yeniçeriler tarafından başlatılan Bu isyan üzerine padişah derhal Topkapı Sarayı’na geldi. II. Mahmut isyancıların birliğin kaldırılması hususundaki isteklerini kesin bir dille reddetti. Sancak-ı Şerif bütün halkın mücadeleye iştirakı için çıkarıldı. Topçu, arabacı, kalyoncu, humbaracı, ve lağımcı ocaklarından askerler geldiler. Bilhassa İstanbul halkının imam ve kadıları idaresine gelerek yeniçerilerin karşısında yer almaları onları zor durumda bıraktı. Yapacak bir şeyleri kalmayan Yeniçeriler Et Meydanı’ndaki kışlalarına çekildiler. Kışlanın çevresi sarıldı ve top atışlarıyla kışlanın kapısı kırıldı, askerle içeri girdiler. Ele geçirilen isyancılar öldürüldü, kışla ateşe verildi (15 Haziran 1826) Kalan yeniçerilerin bulunması için araştırma yapıldı. Taşradaki Yeniçeriler çoğunlukla ne yapacağını bilemediler ve direnme gösteremeden dağıtıldılar. İzmit, Vidin ve Edirne de direnişe kalkanlar sürüldü yada öldürüldüler. Yeniçerilere karşı diğer günlerde devam eden bu harekatta 6000 yeniçerinin imha edildiği belirtmektedir. Kurtulan bazı yeniçerilerin, gizlenmek maksadıyla kılık değişiklikleri hatta muhtelif milletlerin kılıklarına girdikleri de belirtilmektedir. Vak’a-i Hayriyye olarak tarihe geçen bu olay ile yüzyıllarca Osmanlı İmparatorluğu’nun esas kuvvetlerini oluşturan fakat daha sonra büyük sorunlar çıkaran Yeniçeri Ocağı tarihe karışmış oldu ve II. Mahmut bir hattı hümayyun yayınlatmak suretiyle Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığını resmen ilan etti.
III-) VAK’A-İ HAYRİYYENİN SONUÇLARI
A-) Bektaşi Dergahı’nın Kapatılması
Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılmasının ardından padişah ve danışmanları bununla ilgili diğer kurumlara karşıda tedbirler alınması konusunda kararlara vardılar ve ilk çağlardan beri ocağa manevi destekle birlikte halkın yakınlığını sağlayan Bektaşi Dergahları kapatıldı. İstanbul’da Bektaşi büyüklerinden bazıları öldürüldü binaları yıkıldı (10 Temmuz 1826) tüm İmparatorlukta dergahlar kapatıldı. Bektaşi dervişleri dağıtıldı, mülklerine el konulup cami, medrese, kervansaray, hastane gibi işlerde kullanılmak üzere verildi. Ancak tarikat yasadışı olarak yaşamını sürdürdü.
B-) Vak’a-i Hayriyye’nin Taşradaki Akisleri
Vilayetlerdeki yeniçeri birliklerinin ocağın ilgasına ciddi bir tepki göstermedikleri görülmektedir. Anadolu vilayetlerine ocağın kaldırıldığına dair fermanlar gönderilmiş Taşradaki Yeniçeri birlikleri bu fermana boyun eğmişlerdir. Bosna Valisi Mustafa Paşa’nın İstanbul’a gönderdiği Kaimeye göre; Bosna’da bulunan yeniçeri ocağının ve eşyasının kaleye alındığı bildirilmiş. Ahaliden yeniçerilik iddiasın da bulunanlar bundan böyle yeniçerilik adını kullanmayacaklarını ifade etmişlerdir. Bazı kimseleri birlikte bulundukları da görülmüştür. Bunlar Yenipazar Müstesellim’i Osman Paşa izvorrik Mutasarrıfı Zülfikar Paşa, Bosna’da bulunan Nakibül Eşraf Kaymakamını Nurettin Efendi Bosna Defterdarı Süleyman Bey, oğlu Defterdar Kethüdası Ahmet Bey’le Müftüsü dahil olmak üzere bölgenin yönetim kadrosudur. Fakat bu tahrikler Vali Mustafa Paşa’nın çabalarıyla bertaraf edilmiş, bölgenin inzibatı sağlanmıştır.
Sivas eyaleti dahilinde de Yeniçerilerin ilga Fermanı’nda boyun eğdikleri görülmektedir. Sivas valisi Seyid Mustafa Paşa’nın başkente gönderdiği yazıda; Sivas bölgesinden Yeniçeri ordularının dağıtıldığı; ağalık, zağarcılık, turnacılık gibi tüm yeniçerilik ifadelerinin yasaklandığı bildirilmiştir. Eyalet dahilinde Amasya, Zile, Tokat, Divriği ve Yeniçerilerin bulunduğu diğer bölgelere adamlar gönderilerek Yeniçeriler, “taht-ı inzibat” a davet edilmiş ve tamamı emre itaat etmişlerdir.
Ocak ilga edildikten sonra saltanat ve devlete itaat noktasında halka yönelik bazı çalışmalar yapılmıştır. Bunlardan bir tanesi Şeyhülislam Yasincizade Abdulvehhab Efendi’nin “Hülasatü’I-Burhan fi-İtaati’s-Sultan” adlı risalesidir. Bu risale Arapça ve Türkçe olarak kaleme alınmış ve 3 Şubat 1832 tarihinde basılmıştır. Risale de Sultana itaat hakkında 25 kadar hadisin izahı yapılmıştır.
C-) Avrupa’daki Yankıları
Bazı Avrupa devletleri Ocağın kaldırılması konusunda elçileri vasıtasıyla tebrik ve memnuniyetlerini bildirdiler. İstanbul’daki İngiliz, Venedik, Fransız ve Hollanda elçileri o hafta topluca sadrazam Benderli Selim Paşayı ziyarete geldiler ve bu tarz görüşlerini bildirdiler. Hollanda elçisinin:
“Bu Ocağın dağıtılması on Rus Ordusunun mağlup edilmesinden daha değerlidir. Devlet-i Aliye’nin önü açıldı Paşa Hazretleri ….” şeklindeki sözleri de dikkat çekicidir.
Yeniçeri Ocağının kaldırılması bazı elçilerle hükümet arasında ihtilafa neden olmuştur. Yeniçerilerden elçilere “yasakçı”ismiyle muhafız verilmekteydi Ocak kaldırılınca elçilere Galata voyvodası mahiyetindeki askerlerden muhafız verildi . İngiliz elçisi buna itiraz etti , yeni muhafızları kabul etmedi , sefarethaneyi kapattı. Fransız elçisi daha da ileri giderek askeri sınıftan muhafız istedi, İngiliz sefirine verildiği kendisine Bab-ı Ali kavaslarından verileceğini bildirdi ise de; asker verilmese Fransa, dan muhafız getirteceğini bildirdi ve getirtti de. Ancak bu askerler yakalanıp Fransız konsolosluğuna teslim edilip geldikleri yere iadeleri bildirildi. Fransız elçisi de bu şekilde yola getirildi.
Ocağın ilgisinden ve henüz düşmana karşı koyacak muntazam bir kuvvetin bulunmasından istifa eden ve bu fırsatı kaçırmayan ise Ruslar olacaktır.
D-) Yeni Ordunun Kurulması
Et meydanında Yeniçeri Ocaklarının ortadan kaldırılmasından sonra II. Mahmut; 1 Haziran 1826 günü amcası II.Selimin başlattığı reformların devam ettirilmesini, Yeniçeri sipahi birliklerinin kesinkes bastırılmasını ve Asakir-i Mansure-i Muhammedi’ye adı altında yeni bir Ordunun teşkilatlandırılmasını öngören bir Hattı şerif yayınlandı.
Asakir-i Mansure-i Muhammedi’ye altında yeni bir teşkilat kuruldu. Seraskerliğine Kocaeli ve Hüdavendigar mutasarrıfı ve İstanbul Boğazı’nın Rumeli Savahili muhafızı Ağa Hüseyin Paşa atandı. Boğaziçi kalelerinin ve İstanbul’un dokuz kulesi (Yedi Kule, Galata Kulesi ve Yeniçerilerin eski gözlem kulesi)nin denetimi kendisine verildi. Çağdaş yöntemlere göre düzenlenen bu yeni ordu tümen, tabur ve bölüklere ayrıldı. Askerlere Avrupa ordularında olduğu gibi tüfek ve kılıç verildi. Kısa bir süre sonra bu yeni ordu Bayazıt’taki eski saraya nakledildi ve burası İmparatorluğun sununa kadar Bab-ı Serasker ( Baş Komutan karargahı) olarak varlığını sürdürdü. Levent ve Üsküdar’da kışlalar inşa edildi. Bir yıl sonra II.Mahmud 1801’de Mısır’da İngiliz ve Fransız kuvvetlerini görüp modernleşmeyi benimseyen ve kaptan-ı deryalığı sırasında donanmayı modernleştiren Mehmet Hüsrev Paşa’yı Seraskerliğe getirdi. Mehmet Hüsrev Paşa komutasında yeni ordu ihtilal sonrası Fransız ordusu örnek alınarak modernleştirildi.
İlerleyen dönemlerde Yeniçeri Ocağının ihyası için gerek İstanbul gerekse Taşrada bazı faaliyetler görüldü ise de, bunlar kısa zamanda bertaraf edilmiştir.
SONUÇ
Yeniçeri Ocağı kurulduğu günden itibaren Osmanlı Devleti’nin askeri gücü olarak üzerine düşeni yapmış İmparatorluk coğrafyasının genişlemesinde ve devletin yükselmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Fakat tarihi süreç içinde Ocak, fonksiyonunu yitirmiş ve asli görevini yerine getiremez olmuştur. Bu haliyle ocak güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu ülke ile halkı için bir tehlike olmuştur. Yeniliklere ve gelişen Dünya şartlarına ayak uydurma girişimlerine her defasında karşı çıkmışlardır. Devlet malını yağmalamışlar, ırza, cana ve mala tecavüz etmişler, bazı padişah ve devlet adamlarını katletmişlerdir.
Devlet de ordunun çürümüş ve itaatsiz hali biliniyor ve gelmiş oldukları kötü duruma değiniliyordu ve devletin geri kalmasının en önemli nedeni olduğu söyleniyordu. Ayrıca ordunun Avrupa’daki ordu modellerini örnek alarak örgütlenmesinin önemli olduğu hususunda ısrarlar vardı. Halk da Yeniçerilerin tacizkar hareketlerinden bıkmaya başlamıştır. Ocağın kaldırılması olayının “vak’a-yı hayriyye veya vak’a-yı hasene” olarak adlandırılmasının altında devletin ve milletin bu beladan kurtulması gerçeği yatmaktadır.
KAYNAKLAR
UZUNÇARŞILI, İ. Hakkı, Osmanlı Devleti Teşkilatından Kapıkulu Ocakları, I, Ankara 1988.
BEYHAN, Mehmet Ali, “Yeniçeri Ocağının Kaldırılışı Üzerine Bazı Düşünceler ‘Vak’a-yi Hayriyye’ ”, Osmanlı Ansiklopedisi, VII, Ankara 1996.
?
Yazan: admin | | 27 Ocak 2008 | Kategori: Tarih
Etiketler: , atli asker, bektaşi, culus, devsirme, eyalet, kapikulu, murad, murat, musellem, ocağı, ocak, pencik, piyade, suvari, teskilat, timarli sipahi, ulufe, vaka-i hayriyye, vakayı hayriye, vakayi hayriyye, yaya, yeniçeri, yeniçeri ocağı, yeniceri ocaklari, yeniçeriler
Yorum Yap