<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Vaziyet.Net &#187; padişah</title>
	<atom:link href="http://www.vaziyet.net/tag/padisah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.vaziyet.net</link>
	<description>Yaşamın her alanından; haber,magazin,sağlık,eğitim,devlet,giyim internet ve sinema gibi konuların özgün olarak işlendiği internet güncesidir.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 11:41:10 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>ÇALDIRAN SAVAŞI</title>
		<link>http://www.vaziyet.net/caldiran-savasi/</link>
		<comments>http://www.vaziyet.net/caldiran-savasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2008 11:05:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Turgay Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[çaldıran]]></category>
		<category><![CDATA[çaldıran meydan zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[çaldıran savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[çaldıran zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[harp meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[I. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[iran-turan]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[perestiş]]></category>
		<category><![CDATA[şah ismail]]></category>
		<category><![CDATA[şii mezhebi]]></category>
		<category><![CDATA[sultan]]></category>
		<category><![CDATA[süvariler]]></category>
		<category><![CDATA[tebriz]]></category>
		<category><![CDATA[türk-iran]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz selim]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz sultan selim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.vaziyet.net/tarih,caldiran-savasi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Ahmet Refik&#8217;in Osmanlı Zaferleri isimli eserinin Çaldıran Savaşı bölümünden özettir. Savaşın sebepleri, gelişimi, sonuçları hakkında bilgiler yer almaktadır&#8230;
 
I. Sultan Selim, Osmanlı tahtına çıktığı zaman Osmanlı Devleti’nin ikbal yıldızı bütün gökyüzünü aydınlatmaya başlamıştı. Bütün hükümdarlar padişaha elçiler gönderiyorlardı. Doğunun ve batının bütün hükümdarları Sultan Selim’in tahta çıkışını tebrik için yarışırken Şah İsmail’in bir elçi göndermemesi, Selim gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Ahmet Refik&#8217;in Osmanlı Zaferleri isimli eserinin Çaldıran Savaşı bölümünden özettir. Savaşın sebepleri, gelişimi, sonuçları hakkında bilgiler yer almaktadır<a target="_blank" href="http://www.vaziyet.net">&#8230;</a></p>
<p><span id="more-102"></span> </p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%">I. Sultan Selim, Osmanlı tahtına çıktığı zaman Osmanlı Devleti’nin ikbal yıldızı bütün gökyüzünü aydınlatmaya başlamıştı. Bütün hükümdarlar padişaha elçiler gönderiyorlardı. Doğunun ve batının bütün hükümdarları Sultan Selim’in tahta çıkışını tebrik için yarışırken Şah İsmail’in bir elçi göndermemesi, Selim gibi bütün dünyayı kendine dar gören bir hükümdarı sinirlendirmişti.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%">Şah İsmail’in tek amacı Osmanlı topraklarına fesat tohumu saçmaktı. O, Şii mezhebini yayarak kendi devletinin bekasını düşünüyordu. Nitekim Osmanlı’da Şii mezhebine girenlerin sayısı günden güne çoğalmaya başlamıştı. Hatta ordunun ileri gelenlerinden bazıları Şia hareketine katılmışlardı.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%">Sultan Selim’in tek amacı ise yüzyıllardan beri İranlılarla Osmanlılar arasında şiddetli bir nefretin ortaya çıkmasına sebep olan bu mezhep çekişmelerini ortadan kaldırmaktı. Şehzadeliğinden beri kafasını bu problem meşgul etmekteydi. Bunun sonucunda İranlılarla savaş yapmayı kesinlikle kafasına koyan Hazreti padişah, Osmanlı topraklarında Şii olanların öğrenilmesini istedi. Yapılan araştırmalarda bunların kırk bin kadar olduğu anlaşıldı. Hazreti padişah bunların hakkında gerekli tedbiri uyguladıktan sonra kahramanlığını İran sınırlarında tecrübe etmek için harekete geçti. Edirne’de toplanan harp meclisinde de savaş kararı kabul edildi. Ardından seferberlik emri bütün komutanlara iletildi. Ordunun bütün hazırlıkları üç gün içinde büyük bir süratle tamamlandı. Üç gün sonra Hazreti padişah, Edirne’den hareket etti.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%">Bütün icraatını dini emirlere dayanarak yapan Hazreti padişah, İstanbul’a vardığında askerlerine istirahat izni verirken kendi komutanlarıyla birlikte Eyüp Sultan hazretlerini ziyaret etti. Bundan sonra Anadolu’ya geçen Osmanlı ordusu Sivas’a geldiğinde 140.000 kişiden oluşmaktaydı. Sultan Selim bölgenin durumunu ve özelliklerini bildiği için Kayseri’de 40.000 kişilik bir kuvvet bıraktı. Yolculuk sırasında özellikle yiyecek sıkıntısı çeken ordu bunları aştıktan sonra Yassıçemen’e geldi ve karargah kurdu. Buraya gelene kadar Hazreti padişah, Şah İsmail’e üç defa mektup gönderdi. Ordu karargah kurduğunda bir İranlı üçüncü mektuba yazılan cevabı getirdi. Buna çok sinirlendiği belli olan Hazreti padişah, hazırlıklarını artırdı. Daha sonra ordu Çermik, Eskitepe ve oradan da Uzun Hasan’ın yenilgisiyle üne kavuşan Tercan Ovası’na ulaştı. Bu sıralarda ordu ise aylarca devam eden yürüyüşten bizar olmuştu. Özellikle yürüyüşün Tebriz’e kadar süreceği söylentileri askerlerde isteksizlik, komutanlarda da tereddüt meydana getirdi.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%">Askerlerin bu durumunu gören Sultan Selim, bundan duyduğu üzüntüyü büyük bir hazımla içine gömmeye çalıştı. Askerlerini bir nutuk ile yola getirmek istedi. Bakışlarındaki şiddet, etrafına toplanan askerleri hemen itaat dairesine çekmeye başladı. Hazreti padişah, elini sağ dizine dayayarak askerlere şöyle dedi: “Asker kıyafetli korkaklar! Maiyyetimde cesaret ve kahramanlık gösterisinde bulunmak isterken şimdi böyle yapmaya mı kalkıştınız? Çoluğunu-çocuğunu, karısının kucağını savaş meydanına tercih edenler geri dönsünler. Ben buraya geri dönmek için gelmedim. Siz savaşa gitmezseniz, ben yalnız başıma giderim!”</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%">Bunun üzerine ister istemez bu sözlerin etkisine kapılan askerlere padişah, kesin bir emir verdi ve askerler Tebriz ovalarına doğru hareket etmeye başladı. Sultan Selim, Şah İsmail’in savunma harekatını tercih edeceğini düşünmüştü. Bu durum yorgun Osmanlı ordusunun aleyhine olabilirdi. Fakat Şah İsmail’in ileri doğru hareket ettiğini bildirmesi Hazreti padişahı çok sevindirdi. Şah İsmail’in yaptığı bu hatayı bir zaferle cezalandırmak istedi. Ordu tekrar harekete geçince bir güneş tutulması oldu. Müneccimler bunu bir hayır kabul ettiler. Çünkü İranlılar çok eskiden beri güneşe perestiş ediyorlardı.<a target="_blank" href="http://www.sanalkampanya.com">&#8230;</a></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%; margin-right: -0.19cm">Osmanlı ordusu Çaldıran vadisine yaklaşınca Sultan Selim, bir harp meclisi topladı ve burada düşmanı görünce saldırılmasına karar verildi. Sabahleyin fecrin ilk ışıkları Çaldıran Ovasını pembe bir renge bürüdüğü zaman, Osmanlı süvarileri vadiye doğru inmeye başlamışlardı. Bunu gören Şah İsmail ise, Osmanlıların vadide savaşmayı göze alamayacaklarına kanaat getirdi.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%">Fakat Osmanlı ordusu bir anda müthiş bir duman ve yoğun bir toz altında vadiye inmeye başladı. Osmanlı piyadeleri bu toz ve duman bulutlarının arasından bir zafer şimşeği gibi meydana çıktılar. Şah İsmail, ordusunun yanına dönerek savaş düzeni almaya başladı. İki ordu birbirinin karşısında savaş düzeni aldıktan sonra beklemeye koyuldular. Osmanlı ordusu 80.000’isüvari olmak üzere 120.000 kişiden oluşmaktaydı. Şah İsmail’in ordusu da Osmanlı ordusuna denk idi. Aynı düzen ve disiplin bu orduda da göze çarpıyordu. Fakat orduda piyade mevcudu nispeten az idi.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%">Kuşluk vaktinde başlayan savaş, Osmanlıların sürekli hücumlarıyla akşama kadar devam etti. Savaşta iki tarafta büyük kayıp verdi. Sultan Selim’in ordusundan on dört sancak beyi şehit oldu. Şah İsmail’in ordusundan da dokuz han öldü. Şah İsmail ise, gecenin karanlığından yararlanarak firar etti. Ertesi sabah Tebriz’e geldiğinde kurtulduğu için şükretti. Yine aynı saatlerde Sultan Selim Han, yıllardan beri zihnini meşgul eden bir meseleyi kılıcıyla birkaç saatte halletmenin vermiş olduğu bir rahatlığa kavuşmuş ve sonuçta parlak bir zafer kazanmıştı.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%">Çaldıran seferi Osmanlı harp usulünde büyük bir yenilik yapmış, ayrıca topçuluk ve süvarilik açısından da önem arz etmiştir. Nitekim bu savaşta Hazreti padişah, tamamen kendi buluşu olarak ordunun ilerisinde bağımsız süvari birlikleri istihdam etmiştir. Ayrıca Yavuz Sultan Selim, susuz ve yiyeceği kıt bir arazide zaferi kazanan bir hünkar olarak da tarihe geçmiştir<a target="_blank" href="http://www.sivas.ws">&#8230;.</a></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.21cm; line-height: 150%">Ahmet Refik&#8217;in Osmanlı Zaferleri isimli eserinin Çaldıran Savaşı bölümünden özettir. Savaşın sebepleri, gelişimi, sonuçları hakkında bilgiler yer almaktadır. Tarihçi Talha Gönülalan tarafından özetlendirilmiştir. <a href="http://www.vaziyet.net/">www.vaziyet.net</a></p>
<h2  class="related_post_title"><strong>Benzer Konular</strong></h2><ul class="related_post"><li><a href="http://www.vaziyet.net/i-kosova-meydan-zaferi/" title="I. KOSOVA MEYDAN ZAFERİ">I. KOSOVA MEYDAN ZAFERİ</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/tembel-ahmet-ile-sultan-kiz-efsanesi/" title="Tembel Ahmet İle Sultan Kız Efsanesi">Tembel Ahmet İle Sultan Kız Efsanesi</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/patrona-halil-isyani/" title="PATRONA HALİL İSYANI">PATRONA HALİL İSYANI</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/ii-abdulhamit-ve-hilafet/" title="II. ABDÜLHAMİT VE HİLAFET">II. ABDÜLHAMİT VE HİLAFET</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.vaziyet.net/caldiran-savasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tembel Ahmet İle Sultan Kız Efsanesi</title>
		<link>http://www.vaziyet.net/tembel-ahmet-ile-sultan-kiz-efsanesi/</link>
		<comments>http://www.vaziyet.net/tembel-ahmet-ile-sultan-kiz-efsanesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Mar 2008 10:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Turgay Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Alperen Eryılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Niksar]]></category>
		<category><![CDATA[Niksar efsaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[niksar yöresi]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[sulan kızı]]></category>
		<category><![CDATA[Talha Gönülalan]]></category>
		<category><![CDATA[Tembel Ahmet İle Sultan Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Tokat Niksar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.vaziyet.net/kultur-sanat,tembel-ahmet-ile-sultan-kiz-efsanesi.html</guid>
		<description><![CDATA[Tokat Niksar yöresine ait Tembel Ahmet ile Sultan Kız Efsanesi..
 
Bir varmış, bir yokmuş. Bir memleketin bir padişahı‎ varmış‎‏. Padişah, kızı‎ ile bir gün balkonda otururken yoldan bir hamal geçiyormuş. Sarayın önünden geçerken, hamalı‎n ipi kopmuş. Sırtındaki eş‏yalar etrafa dağılmış‎.
Padişah: “Bu bir mudarasızlıktır”, demiş.‏
Kız: “Mudarasızlık değil, idâresizliktir”, demiş‏.
Üç kere üst üste biri mudaras‎ızlı‎k, diğeri idâresizlik deyince, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><font color="#000000">Tokat Niksar yöresine ait Tembel Ahmet ile Sultan Kız Efsanesi..</font></p>
<p align="justify"><font color="#000000"><span id="more-96"></span> </font></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Bir varmış</font><font color="#000000">,</font><font color="#000000"><span lang="en-US"> </span></font><font color="#000000">bir yokmuş. Bir memleketin bir padişahı</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎</span></font><font color="#000000"> varmış</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎‏</span></font><font color="#000000"><span lang="en-US">.</span></font><font color="#000000"> Padişah, k</font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">zı</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000"> ile bir gün balkonda otururken yoldan bir hamal geçiyormuş</font><font color="#000000">. </font><font color="#000000">Sarayın önünden geçerken, hamalı</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000">n ipi kopmuş</font><font color="#000000">.</font><font color="#000000"> Sırtındaki eş</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‏</span></font><font color="#000000">yalar etrafa dağılmış</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎</span></font><font color="#000000">.</font></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; background: #ffffff; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%"><font color="#000000">Padişah: “Bu bir mudarasızlıktır”, demiş.</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‏</span></font></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; background: #ffffff; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%"><font color="#000000">Kız: “Mudarasızlık değil, idâresizliktir”, demiş</font><font color="#000000">‏</font><font color="#000000">.</font></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; background: #ffffff; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%"><font color="#000000">Üç kere üst üste biri mudaras</font><font color="#000000">‎ı</font><font color="#000000">zlı</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000">k, diğeri idâresizlik deyince, padişah k</font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">zı</font><font color="#000000">n</font><font color="#000000">a çok kızmış</font><font color="#000000">‎‏</font><font color="#000000">. “Nasıl oluyor da bana karşı geliyon”, demiş ve ba</font><font color="#000000">ş</font><font color="#000000"> vezirini çağırtmış. “Vezir, sen bu kızı</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000"> al. Kuru bir hası</font><font color="#000000">r</font><font color="#000000">a dolanmış</font><font color="#000000">‎‏</font><font color="#000000"> çıplak birisine ver de gel”, demiş</font><font color="#000000">‏</font><font color="#000000">.</font></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; background: #ffffff; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%"><font color="#000000">Vezir akşama kadar dolanmış</font><font color="#000000">‎‏</font><font color="#000000">. Tam dönecekleri vakit bir kulübenin önüne gelmişler. Vezir içeri bakmış</font><font color="#000000">‎‏</font><font color="#000000"> ki: Çıplak bir adam hasıra dolanmış</font><font color="#000000">,</font><font color="#000000"> bir köşede duruyor. Adam</font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">n çilesi varmış.</font><font color="#000000">‎‏</font><font color="#000000"> Adı Tembel Ahmet’miş</font><font color="#000000">‏</font><font color="#000000">. Vezir; “Güldün, oynadı</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000">n, yerini buldun”, deyip, kız</font><font color="#000000">‎ı</font><font color="#000000"> b</font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">rakı</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000">p saraya dönmüş</font><font color="#000000">‏</font><font color="#000000">. Padişaha yaptıklarını</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎</span></font><font color="#000000"> anlatı</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎</span></font><font color="#000000">p yanından ayrılmış</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎‏</span></font><font color="#000000">.</font></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; background: #ffffff; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%"><font color="#000000">Kız</font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">n ad</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎</span></font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000"> Sultan Kız’mış.</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎‏</span></font><font color="#000000"><span lang="en-US"> </span></font><font color="#000000">Güzelliği ile dillere destanmış</font><font color="#000000"><span lang="fr-FR">‎‏</span></font><font color="#000000"><span lang="fr-FR">.</span></font><font color="#000000"> Ahmet de civan boylu, iri yar</font><font color="#000000"><span lang="fr-FR">‎</span></font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000"> birisiymiş</font><font color="#000000"><span lang="fr-FR">‏</span></font><font color="#000000"><span lang="fr-FR">.</span></font><font color="#000000"> Sultan Kız kara kara dü</font><font color="#000000">şün</font><font color="#000000">meye başlamış. Ortalığı</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000"> temizlemek istemiş, bir süpürge bile bulamamı</font><font color="#000000">ş. </font><font color="#000000">Tam bu s</font><font color="#000000">‎ı</font><font color="#000000">rada yoldan bir oduncu geçiyormuş</font><font color="#000000">.</font><font color="#000000"> Oduncuya</font><font color="#000000"><span lang="de-DE">;</span></font><font color="#000000"> “Emmi, Odunu satıyon mu”, demi</font><font color="#000000">ş. </font><font color="#000000">Oduncu da sattığını</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000"> söylemiş</font><font color="#000000">‏</font><font color="#000000"> (odunu bir liraya almış)</font><font color="#000000">‎‏</font><font color="#000000">. Odunun içinde f</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎</span></font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">nd</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎</span></font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">k dalı</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎</span></font><font color="#000000"> da varmış. Sultan Kı</font><font color="#000000">z</font><font color="#000000">; “Emmi, eğer bu fındık çubuklar</font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">ndan 40 tane getirirsen sana bir lira daha veririm”, demiş</font><font color="#000000">‏</font><font color="#000000">.</font></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; background: #ffffff; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%"><font color="#000000">Oduncu kı</font><font color="#000000">r</font><font color="#000000">k f</font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">nd</font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">k çubuğu daha getirmiş</font><font color="#000000">‏</font><font color="#000000">. Bir lirası</font><font color="#000000">n</font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎</span></font><font color="#000000"> da alı</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‎</span></font><font color="#000000">p giderken Sultan Kız, oduncudan bir de hamal göndermesini söylemiş</font><font color="#000000"><span lang="en-US">‏</span></font><font color="#000000">. Hamal gelmiş</font><font color="#000000">.</font><font color="#000000"> Sultan Kız; “Bana bir süpürge, bir hamur teknesi ve bir sac</font><font color="#000000">ıyak</font><font color="#000000"> getirirsen sana üç lira veririm”, demiş. Hamal hemen pazardan istenenleri alı</font><font color="#000000"><span lang="de-DE">‎</span></font><font color="#000000">p eve gelmiş</font><font color="#000000"><span lang="de-DE">‏</span></font><font color="#000000"><span lang="de-DE">.</span></font></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; background: #ffffff; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%"><font color="#000000">Sultan Kız odunları</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000"> yakmış. İyice bir su kaynatmış. Fındık çubuklarını</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000"> hamur teknesine koymuş. Suyu üzerinden dökmüş. Çubukları</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000"> iyice yumuş</font><font color="#000000">‏</font><font color="#000000">atmış</font><font color="#000000">, </font><font color="#000000">hamur gibi yapmış</font><font color="#000000">‎‏</font><font color="#000000">.</font></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; background: #ffffff; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%"><font color="#000000">Bu çubuklar</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000">n her birini oğlanın çıplak vücuduna vuruyormuş. Otuz dokuz gün tamamlan</font><font color="#000000">ı</font><font color="#000000">p kırkıncı günü öğleden sonra oğlan ayılmış. Oğlan; “Yeter bac</font><font color="#000000">ım”</font><font color="#000000">, demiş ve gözlerini açmış.</font></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; background: #ffffff; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%"><font color="#000000">Ardından oğlan kıza, kız oğlana gönülden vurulmuşlar. Sonra Sultan Kız oğlana bir lira veriyor. Hamama gidip yıkanmasını</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000">, temizlenmesini söylüyor. Dönüşte bir lira daha verip berbere gönderiyor Kız bir hamal çağırıyor. Elli lira verip, bir takı</font><font color="#000000">‎</font><font color="#000000">m elb</font><font color="#000000">i</font><font color="#000000">se almasını söylüyor ve elbiseyi kendi elleriyle oğlana giydiriyor. </font></p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Bir tek hasırları varmış. Akşam olunca hasıra yatıyorlar, aralarına da bir kötek koyuyorlar, bedenleri ise birbirine değmiyor.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Oğlan kızdan sekiz lira alıp çarşıya gidiyor. Çarşıdan semer, balta ve ip alıp dönüyor. Dağa gidip bir yük odun getiriyor. Eve gelirken önüne birisi çıkıyor; &#8211; “Odunu bana akılla satar mısın?”, diyor. Oğlan da; “Satarım ama evde bacım var. Ona danışayım da”, diyor. Eve gelip Sultan Kıza; “Bir yük odunu bir akıla satalım bacı”, diyor. Kız da; “Sat”,diyor. Odunu satınca odunu alan; “Oğlum, doğrudan şaşma”, diyor. Ertesi günü de aynı adam geliyor, odunu alıyor. “Üstüne erzam olmadık lâfa karışma”, diyor. Üçüncü gün de; “Oğlum gurbete gidersen düzde yatma, bayırda yat”, deyip gidiyor.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Oğlan eve geldikten sonra “Bacı, biz üç yükü akıla sattık, ben dağa gideyim de epey odun eyleyeyim. Havalar iyi olunca da pazarda satarız”, demiş ve dağa çıkmış. Bir günde yirmi, iki günde kırk araba odun eylemiş. Bu odunları bir mağaranın kapısına istif etmiş. Zemheri ayının iyi bir gününde odunu dolaşmaya gitmiş ki ne görsün! Odunu birisi yakmış, ortalık küle boyanmış. Çok da üşümüş. “Mağaranın içinde biraz köz vardır belki de, ısınırım” demiş. Bir de ne görsün. Kıpkırmızı, küçük küçük parçalar var. Bunun altın olduğunu anlayamamış, bacıma danışayım, diye ceplerine biraz doldurup eve gelmiş.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Eve gelip ceplerinden altınları çıkarınca kız şaşırmış. Ahmet başından geçenleri anlatmış. “500 ölçekten daha fazla var” demiş.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Pazardan dört çuval almışlar. Üç gün üç gecede kulübeye taşımışlar. Kırk tane usta bulmuşlar. Kız saray yaptırmak için planını çizmiş. Aynı babasının sarayı gibi bir plan. Ustalar kırk günde işi tamamlamışlar.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Sultan Kız çarşıya gitmiş. Babasının evinde olan her eşyadan bir tane alıp eve gelmiş. Bunları aynı şekilde yerli yerine yerleştirmiş. Yalnız bir masa örtüsü bulamamışlar. “O masa örtüsünü getirse getirse Kervancı Yahya getirir” diyorlar. Sekiz deve alıp Ahmet de Kervancı Yahya ile yola düşüyor. Gidecekleri yer de Tarsus’muş. Akşama kadar ) yol gidiyorlar. Akşam olunca kervan duruyor. Tembel Ahmet; “Yahya emmi, develerle bayırda çadır kuralım”, diyor. Kervancı Yahya; “Sen ne bilirsin çocuk. Daha bugün katıldın bize”, diyor ve azarlıyor Ahmet&#8217;i.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Ahmet bayırda, kervancı Yahya düzde çadırlarını kuruyorlar. Gece bir sel geliyor, Yahya’nın kırk devesinden yirmisini götürüyor. Kervancı Yahya&#8217;nın canı sıkılıyor. İçinden “Çocuk, bunun acısını senden almazsam bana da Kervancı Yahya demesinler” diyor.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Birlikte yine yola koyuluyorlar. Bir kuyunun başına geliyorlar. Kervancı Yahya adamlarıyla anlaşmış, hiç birisini kuyuya indirmemiş. Ahmet&#8217;i kuyudan su çıkarmak için kuyuya salıyorlar, ipi yarıda kesiyorlar. Ahmet kuyunun dibine düşüyor.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Kuyuda biraz oturup düşünüyor Tembel Ahmet. Köşede bir delik görüyor. Bu deliği genişletiyor, oradan giriyor. Bir ışık dünyaya çıkıyor. Bir derenin kenarına geliyor. Dere kıpkırmızı kan akıyormuş. İnsan kemiklerinden yapılmış bir köprüden karşı karşıya geçiyor. Çok acıkmış, yolda giderken bir kulübe görmüş. İçeri girmiş ki karşıda kara bir yılan oturuyor. Altından da bir kurbağa bir o yana bir bu yana hopluyor. Ahmet yılanı görünce dudakları yarılıyor.Yılan dile geliyor ve; “Niye köprüden geçerken bu ırmak kan, köprü niye insan kemiğinden demedin”, demiş. Ahmet; “Üstüme erzam olmayan lafa karışmam”, demiş.Yılan; “Birinci suale karşılık verdin. Eğer bu suale de karşılık verirsen, ikimizde öteki dünyaya çıkarız. Söyle bakalım, ben mi güzelim, şu kurbağa mı?” Tembel Ahmet; “Gönül kimi severse güzel odur”, demiş.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">İkisi sihir olmuşlar. Bu sözlerine yılan silkelenmiş, yiğit bir delikanlı, kurbağa silkelenmiş, güzel bir kız olmuş. Yılan olan erkek; “Beni eski halime getirdin, ben de senin dileklerini yerine getireceğim. Yum gözlerini”, demiş. Ahmet gözlerini yummuş, aç deyince açmış ki; kervancı Yahya önlerinden gidiyor. Yılan başından geçenleri Ahmet&#8217;e şöyle anlatmış; “Ben Tarsus Kralının oğluydum. Bir kıza gönül verdim. Babam istemedi. Ben bu kızı alınca babam bedduâ etti. Ben yılan oldum. Eşim kurbağa oldu. Babamın askerleriyle savaştım. O kan babamın askerlerinin kanı idi. Babam bizi bu zindana atınca gözleri kör olmuş. Eğer şu kutudaki suyu babamın gözüne sürersen, senin tüm istediklerini verir, eğer bizi de söylersen daha da çok sevinir, ben de geliyorum, seni istediğin yere de göndertirim”, demiş. Yolun açık olsun demiş ve ayrılmışlar.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Tembel Ahmet kervancı Yahya’nın yanından hızla geçmiş. Ondan önce Tarsus’a varmış. Kralın sarayına gitmiş. Kralla konuşmak istediğini ve gözlerini iyi edeceğini söylemiş. Padişahın huzuruna çıkmış. Padişaha; “Padişahım, sizin gözlerinizi iyi edeceğim ama müjdemi önce mi verirsiniz, sonra mı?” demiş. Padişah; “Gözlerimi aç da ne istersen vereyim”, demiş.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Tembel Ahmet kutudaki suyu padişahın gözlerine sürünce padişahın gözleri hemen görmüş. Oğlunun da kurtulduğunu söyleyince daha çok sevinmiş. Padişah hemen emir vermiş. Oğlunu buldurmuşlar. Kırk gün kırk gece düğün yapmışlar. Tembel Ahmet de kırk gün kırk gece ağırlanmış. Ama Tembel Ahmet’in gönlü hep köyünde kalmış.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Düğünden sonra bütün isteklerini vermişler. Sekiz tane de deve verip padişah, onu adamlarıyla yolcu etmiş. Sultan Kız, Ahmet&#8217;in geldiğini görünce hazırlıkları yapmış. Gelenleri iyi bir şekilde ağırlamışlar. Develeri de gelen adamlara vermişler. Onları geri göndermişler. Sultan Kız; “Ahmet bugün saraya git. Padişahı ve veziri akşama bize davet et”, demiş. Ahmet güç belâ padişahla görüşmüş, durumu anlatmış onları akşama davet etmiş. Akşam padişah ve vezir, denilen eve gelmişler. Eve gelince ikisi de birbirine bakmışlar. Sarayın aynısı. Hem de bütün eşyalar aynı. Yoksa biz aynı sarayda mıyız? demişler. Ahmet gelmiş, onları ağırlamış. Bu arada kızı da gelmiş. &#8220;Hoşgeldiniz padişahım&#8221; demiş. Bir de ne görsün kendi kızı değil mi? Kızına sarılmış, çok ağlamış. Padişah kızı ile anlaşmış. Annesine bir sürpriz yapmak için&#8230; Padişah da onları davet etmiş. Hanımına; &#8220;Sakın kıza bakma, seni oğlan keser&#8221;, demiş.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Yemek gelmiş. Yemek yerken padişahın hanımı önüne bakıyormuş. Burada Sultan Kız hiç yerinde duramaz olmuş. Annesine; “Ye anne ye. Önündeki kaz etiyse, yamacındaki de kızın”, demiş. Annesi kızı görünce bağrına basmış. Sultan Kız ile Tembel Ahmet bacı-kardaş yaşamışlar şimdiye kadar. Padişah ikisine kırk gün kırk gece düğün yapmış. Onlar da ermiş muradına.</p>
<p align="justify" style="margin-top: 0.28cm; margin-bottom: 0.28cm; line-height: 150%">Gökten üç elma düştü. Biri anlatana, biri dinleyene, biri de bana&#8230;<sup><a name="sdfootnote1anc" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote1sym" class="sdfootnoteanc"><sup><font size="1">1</font></sup></a></sup></p>
<p align="justify" class="sdfootnote"><a name="sdfootnote1sym" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote1anc" class="sdfootnotesym">1</a> <strong>Ahmet Kırış</strong>, Budaklı Köyü, Okur-Yazar.</p>
<p align="justify" class="sdfootnote">&nbsp;</p>
<p align="justify" class="sdfootnote">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p align="justify" class="sdfootnote">Tarihçi Alperen Eryılmaz ve Talha Gönülalan tarafından yapılan bir çalışmadır.</p>
<h2  class="related_post_title"><strong>Benzer Konular</strong></h2><ul class="related_post"><li><a href="http://www.vaziyet.net/niksar-yoresi-dugun-adetleri/" title="Niksar Yöresi Düğün Adetleri">Niksar Yöresi Düğün Adetleri</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/niksar-yoresi-halk-oyunlari/" title="NİKSAR YÖRESİ HALK OYUNLARI">NİKSAR YÖRESİ HALK OYUNLARI</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/caldiran-savasi/" title="ÇALDIRAN SAVAŞI">ÇALDIRAN SAVAŞI</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/patrona-halil-isyani/" title="PATRONA HALİL İSYANI">PATRONA HALİL İSYANI</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/ii-abdulhamit-ve-hilafet/" title="II. ABDÜLHAMİT VE HİLAFET">II. ABDÜLHAMİT VE HİLAFET</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.vaziyet.net/tembel-ahmet-ile-sultan-kiz-efsanesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PATRONA HALİL İSYANI</title>
		<link>http://www.vaziyet.net/patrona-halil-isyani/</link>
		<comments>http://www.vaziyet.net/patrona-halil-isyani/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Mar 2008 11:25:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Turgay Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[1718-1730]]></category>
		<category><![CDATA[asi]]></category>
		<category><![CDATA[asiler]]></category>
		<category><![CDATA[damat nevşehirli]]></category>
		<category><![CDATA[Halil isyanı]]></category>
		<category><![CDATA[III. Ahmet]]></category>
		<category><![CDATA[İsyan]]></category>
		<category><![CDATA[isyanla tahtan indirildi]]></category>
		<category><![CDATA[lale devri padişahı]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[patrona halil]]></category>
		<category><![CDATA[patrona halil isyanı]]></category>
		<category><![CDATA[sadrazam]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.vaziyet.net/tarih,patrona-halil-isyani.html</guid>
		<description><![CDATA[ Lale Devrinin bitmesine sebep olan Patrona Halil İsyanı ve Lale devrinin bitmesi üzerinde duralım biraz da.

Lale Devri’nin 1718 yılında başlamasıyla üst düzey Osmanlı yöneticileri ve yüksek aristokrasi arasında başlayan zevk ve eğlence çılgınlığı nedeniyle bu devirde bazı devlet işleri aksamaktaydı. Özellikle bu durumu gören halktan insanlar da devlet yöneticilerinin bu durumlarına bakarak devlete karşı tepkilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"> Lale Devrinin bitmesine sebep olan Patrona Halil İsyanı ve Lale devrinin bitmesi üzerinde duralım biraz da.</p>
<p align="justify"><span id="more-79"></span></p>
<p align="justify">Lale Devri’nin 1718 yılında başlamasıyla üst düzey Osmanlı yöneticileri ve yüksek aristokrasi arasında başlayan zevk ve eğlence çılgınlığı nedeniyle bu devirde bazı devlet işleri aksamaktaydı. Özellikle bu durumu gören halktan insanlar da devlet yöneticilerinin bu durumlarına bakarak devlete karşı tepkilerini ortaya koymaktaydılar. Bu dönemde Anadolu’nun iktisadi durumu iyi bir vaziyette olmadığı için hatta ekonomik yapı neredeyse çökme aşamasına geldiği için başkent İstanbul’a da büyük göç hareketleri yapılmakta ve bu şehre kaçak gelenler de çıkabilecek bir isyana katılmak için fırsat kollamaktaydılar. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın da etrafındakilere sık sık düzenlenen törenlerde bol bahşişler dağıtması da bir isyanın çıkmasına zemin hazırlamaktaydı.</p>
<p align="justify">Lale Devri’nden önceki dönemlerde İstanbul halkı sarayda ne yaşandığını bilmezlerken Lale Devri ile birlikte halkın ortasında her türlü eğlence tertip edilir hale gelmişti. Bununla birlikte Lale Devri’ndeki bu zevk ve safa olgusuna halkın tepkisi belli bir dönemde ortaya çıkmıştı. Nitekim Lale Devri’nin ilk sekiz yılında devlete karşı herhangi bir hareket gözükmezken 1726 yılından sonraki son 4 yılda devlete karşı olan tepkiler artmıştır.<sup><a name="sdfootnote1anc" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote1sym" class="sdfootnoteanc"><sup><font size="1">1</font></sup></a></sup> Bu dönemlerde herhangi bir isyanın çıkmasından korkan sadrazam da kendine göre tedbirler almaya çalışmıştır.</p>
<p align="justify">Halkın Lale Devri’ne ve dolayısıyla da devlet yönetimine en ciddi tepkiyi koyacak olmasının en son ve bitirici sebebi olarak da İran harplerinin uzayıp gitmesi sonucunda gerek payitahtta ve gerekse taşrada çıkan huzursuzluklar gösterilebilir. Safevi Devleti ile yapılan bu İran Savaşları’nda Sünnilerle meskun olan bazı kalelerin ve bölgelerin elden çıkması da devlet yönetiminin aleyhinde tecelli eden olaylardı. Bu İran Savaşları’ndan sonra yapılan antlaşma, her ne kadar Osmanlı Devleti’nin başarısızlığını örtmüşse de halk bu konuda son derece dikkatli davranmış ve tepkisini arttırmıştır. <sup><a name="sdfootnote2anc" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote2sym" class="sdfootnoteanc"><sup><font size="1">2</font></sup></a></sup></p>
<p align="justify">Bütün bu sebepler sonucunda İstanbul’da isyan belirtileri başladığında mevsim sonbahardı. Üsküdar sahrasına tuğlar dikilerek İran’a sefer ilan olunduğu halde hareket edilememesi nedeniyle de halk arasında bir dedikodu yayılmıştı. Halkın hoşnutsuzluğu bu nedenlerle git gide artarken 28 Eylül 1730 sabahı çarşıya doğru velveleli bir kalabalığın yürüdüğü görüldü. Esasen isyana ön ayak olan üç kişi bulunmaktaydı. Bunlar çarşı tellalı Patrona Halil, Manav Muslu ve Kahveci Ali idi. Özellikle Patrona Halil’in önderliğinde çarşılara giren grup bu sırada taraftarlarını arttırmaya çalışmaktaydı. Kendi kanaatlerince yeterli sayıda insanı topladıktan sonra kuşluk vaktinde Parmakkapı’da toplanan asiler, burada “Dava-yı şer’imiz vardır. Muhammed ümmeti olan, dükkanlarını kapayıp bayrak altına gelsin!” diye bağırdılar. Bunun ardından silahını kapan esnaf Etmaydanı’na koşmaya başladı. Etmaydanı’na ulaşıldığında büyük bir yekuna ulaşan asilere burada Yeniçeri Ağası tarafından uyarılar ve ricalarda bulunuldu. Bu durum üzerine Patrona Halil de, maksatlarının hükümetin ıslahı ve zalimlerin cezalandırılması olduğunu söyledi.<sup><a name="sdfootnote3anc" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote3sym" class="sdfootnoteanc"><sup><font size="1">3</font></sup></a></sup></p>
<p align="justify">Gece yarısı olduğunda durumdan haberdar olan padişah III. Ahmet ve sadrazam Damat İbrahim Paşa, bu isyandan çok müteessir oldular. III. Ahmet gece yarısı derhal bir divan kurdurdu. Devlet erkanı bu divanda mevcut askerlerle asilere mukavemet edilmesini istediyse de III. Ahmet buna karşı çıktı. Sabah olduğunda asilere adam gönderen III. Ahmet’e asilerden “Padişahımızdan memnunuz, fakat veziri, kethüdasını ve Kaptan Paşa’yı istemeyiz!” yanıtı geldi.<sup><a name="sdfootnote4anc" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote4sym" class="sdfootnoteanc"><sup><font size="1">4</font></sup></a></sup> Bundan sonra asiler saraya padişahın korkutulması için ve istemedikleri kişilerin görevden alınması için ani baskınlar yaptılar ve bunun üzerine isimleri sayılan üç devlet adamı da azledildi. Fakat yine de bu haber ihtilalcilere kafi gelmemekteydi. Bunun üzerine kuşattıkları saraya yüklenen asiler bunların kendilerine verilmesini istediler. Bu üç devlet adamının kendi ellerine geçmesi üzerine bunlara kıyan asiler padişahı da bir darbe ile tahtından düşürdüler. Sultan III. Ahmet ise kardeşinin oğlu Şehzade Mahmut lehine saltanatı terk ederek yeğeninin alnından öptü(1 Ekim 1730).<sup><a name="sdfootnote5anc" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote5sym" class="sdfootnoteanc"><sup><font size="1">5</font></sup></a></sup></p>
<p align="justify">Lale Devri’ne bu şekilde son veren Patrona Halil Ayaklanması ile sadece devlet kadrolarında tasfiye ile yetinilmemiş aynı zamanda İstanbul’a kazandırılan sanat eserleri, köşkler, bahçeler de bilinçsiz bir şekilde tahrip edilmiştir. Bu isyanla Lale Devri’ne son veren isyancılar aynı zamanda padişah III. Ahmet devrine de son vermişlerdir. Nitekim padişah Sultan III. Ahmet asilerin tahttan feragatini istemeleri üzerine tahttan çekilmiştir. Sanata meraklı olan sanatkarı koruyan ve kendisi de hattat olan III. Ahmet, aynı zamanda Osmanlı padişahları arsında en fazla evlenen padişahlardan birisi olarak da bilinmektedir. III. Ahmet’in bu eşlerinden elliye yakın çocuğu olmuştur.<sup><a name="sdfootnote6anc" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote6sym" class="sdfootnoteanc"><sup><font size="1">6</font></sup></a></sup> Eğlenceye ve şatafata düşkünlüğü ile bilinen Üçüncü Ahmet, kendisi ile benzer özelliklere sahip bulunan Nevşehirli İbrahim Paşa’yı sadrazamlığa getirerek Lale Devri’nin oluşmasını sağlamış, bu döneme yön vermiş ve bu dönemde sadrazamı ile kendisinin özelliklerini sergilemiştir.</p>
<p align="justify" class="sdfootnote"><a name="sdfootnote1sym" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote1anc" class="sdfootnotesym">1</a> Sakaoğlu, “Lale Devri”, <strong>Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi</strong>, c. 5, İstanbul 1994, s.185.</p>
<p align="justify" class="sdfootnote"><a name="sdfootnote2sym" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote2anc" class="sdfootnotesym">2</a> İlgürel<strong>, a.g.m</strong>., s. 132.</p>
<p align="justify" class="sdfootnote"><a name="sdfootnote3sym" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote3anc" class="sdfootnotesym">3</a> Altınay, <strong>a.g.e.</strong>, s. 122.</p>
<p align="justify" class="sdfootnote"><a name="sdfootnote4sym" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote4anc" class="sdfootnotesym">4</a> Altınay,<strong> a.g.e.</strong>, s. 127.</p>
<p align="justify" class="sdfootnote"><a name="sdfootnote5sym" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote5anc" class="sdfootnotesym">5</a> Ayverdi, <strong>a.g.e.</strong>, s. 205.</p>
<p align="justify" class="sdfootnote"><a name="sdfootnote6sym" href="http://www.vaziyet.net/wp-admin/#sdfootnote6anc" class="sdfootnotesym">6</a> Çiçek, <strong>a.g.m.</strong>, s. 176.</p>
<p align="justify" class="sdfootnote">&nbsp;</p>
<p align="justify" class="sdfootnote">Sitemizde bu konuyla ilgili çeşitli çalışmalar vardır. Arama yaparak veya Tarih kategorisini inceleyerek ulaşabilirsiniz. Bu çalışma Talha Gönülalan tarafından yapılan çalışmadır. Detaylı bilgi için <a href="mailto:tgonulalan@gmail.com">tgonulalan@gmail.com</a> adresine mail atabilirsiniz.</p>
<h2  class="related_post_title"><strong>Benzer Konular</strong></h2><ul class="related_post"><li><a href="http://www.vaziyet.net/lale-devri-1718-1730/" title="LALE DEVRİ (1718-1730)">LALE DEVRİ (1718-1730)</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/lale-devrinin-genel-yapisi/" title="LALE DEVRİNİN GENEL YAPISI">LALE DEVRİNİN GENEL YAPISI</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/anadoluda-buyuk-isyan-kitap-tahlili/" title="Anadolu&#8217;da Büyük İsyan ( Kitap Tahlili )">Anadolu&#8217;da Büyük İsyan ( Kitap Tahlili )</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/tetanoz-nedir-tetanoz-tedavisi/" title="Tetanoz Nedir Tetanoz Tedavisi">Tetanoz Nedir Tetanoz Tedavisi</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/asi-50bolum-izle/" title="asi 50.bölüm izle">asi 50.bölüm izle</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/asi-43bolum-online-izle-dizi-izle/" title="asi 43.bölüm online izle dizi izle">asi 43.bölüm online izle dizi izle</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/asi-41bolum-online-izle/" title="asi 41.bölüm online izle">asi 41.bölüm online izle</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/asi-39-bolumu-online-izle/" title="asi 39.bölümü online izle">asi 39.bölümü online izle</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/patrona-halil/" title="PATRONA HALİL">PATRONA HALİL</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/edirne-olayi/" title="EDİRNE OLAYI">EDİRNE OLAYI</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.vaziyet.net/patrona-halil-isyani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>II. ABDÜLHAMİT VE HİLAFET</title>
		<link>http://www.vaziyet.net/ii-abdulhamit-ve-hilafet/</link>
		<comments>http://www.vaziyet.net/ii-abdulhamit-ve-hilafet/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2007 21:24:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Turgay Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[abdulhamid]]></category>
		<category><![CDATA[abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[Halife]]></category>
		<category><![CDATA[halifeler]]></category>
		<category><![CDATA[Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Halifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.vaziyet.net/genel,ii-abdulhamit-ve-hilafet.html</guid>
		<description><![CDATA[ 
13. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu’da küçük çapta bir beylik olarak kurulan Osmanlı Devleti, uygulamalarının kaynağını İslam dininin esaslarından alan ve büyük ölçüde İslam hukukuna dayanan bir sistemle yönetilmekteydi. Bununla birlikte padişahlar zaman zaman törelere yani örfi kurallara da başvurmaktaydılar. Ayrıca Osmanlı Devleti kuruluş ve yükselişe geçiş zamanlarında tebaası dışındaki Müslümanlara yaptırım yapma hakkına sahip olamamaktaydı.
 
 Bunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"> <img border="0" width="272" src="http://image.haber7.com/haber/5610.jpg" height="204" /></p>
<p align="justify">13. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu’da küçük çapta bir beylik olarak kurulan Osmanlı Devleti, uygulamalarının kaynağını İslam dininin esaslarından alan ve büyük ölçüde İslam hukukuna dayanan bir sistemle yönetilmekteydi. Bununla birlikte padişahlar zaman zaman törelere yani örfi kurallara da başvurmaktaydılar. Ayrıca Osmanlı Devleti kuruluş ve yükselişe geçiş zamanlarında tebaası dışındaki Müslümanlara yaptırım yapma hakkına sahip olamamaktaydı.</p>
<p align="justify"> <span id="more-28"></span></p>
<p align="justify"> Bunun gerçekleşebilmesi için ise Osmanlı Devleti’nin o sıralarda Mısır’da hüküm süren Memluk Devleti’nin elinde bulunan halifelik müessesesini ele geçirmesi gerekmekteydi. İşte bu olay fiilen 1517 senesinde Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır’ı topraklarına katmasıyla mümkün oldu ve bu tarihten sonra Osmanlı hükümdarları İslam dünyasının da halifesi oldular.</p>
<p align="justify">Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı Devleti’nin eline geçen bir güç olarak halifelik müessesesi her padişahın aynı oranda yaklaşımıyla değerlendirilmemiş, bazı padişahlar bu müesseseyi ya çok az kullanmışlar yahut da hiç kullanmamışlar, bununla birlikte bazı padişahlar da bu müesseseyi çok etkili bir biçimde kullanmışlar ve siyasetlerinin başlıca unsuru haline getirmişlerdir.</p>
<p align="justify">İşte 1876 yılında Osmanlı Devleti’nin çok zor durumda olduğu bir zamanda otuz dördüncü hükümdar olarak tahta çıkan Abdülmecid Han’ın oğlu Sultan II. Abdülhamit, Osmanlı tarihinde halifelik müessesesini en etkili bir biçimde kullanan Osmanlı padişahı olarak dikkati çekmektedir. Özellikle bu dönem göz önüne alındığında halifelik müessesesini kullanma ve siyasetlerinde başlıca amil yapmanın Sultan Abdülhamit’in başlıca siyaseti olduğu görülecektir. Bu çalışmada da Abdülhamit’in bu siyaseti neden tercih ettiği ve nasıl kullandığı incelenmeye çalışılacak, bu siyasetin sebepleri bulunduktan sonra sonuçları üzerinde de durulacaktır.</p>
<p align="justify">I- HALİFELİĞİN TANIMI, KAPSAMI VE İSLAMİYETTEKİ YERİ</p>
<p align="justify">A- HALİFELİĞİN TANIMI VE KAPSAMI</p>
<p align="justify">Halife kelimesi sözlükte “arkada olmak, birinin arkasından gelmek, yerine geçmek” olarak geçmektedir. Bu kelime half kökünden türetilmiş olup “birinin yerine geçerek işini, görevini devam ettiren” şeklinde açıklanabilen halife kelimesi terim olarak siyaset ve tasavvufta olmak üzere başlıca iki alanda kullanılmaktadır. Bununla birlikte bu araştırma açısından incelenecek olursa daha çok siyasi boyutu ön plana çıkarılacaktır. Halife bizim kullanacağımız anlamdaki terimi ile; “Peygamberimizin vekili” anlamında imamet ve amiriyet vasfını takınmaktır.</p>
<p align="justify">Hilafet ise, bir kimsenin diğer bir zatın yerini tutması anlamında kullanabilir. Yani birinin yerine geçme veya onun yerini alma olayına hilafet adı verilirken, bu makamı dolduran veya yerine geçtiği kişiyi temsil eden kişiye ise halife denmektedir. İslam dininde hilafet kurumu ile ilgili uygulama Hazreti peygamber vefat ettikten sonra olmuş ve halife kelimesi bu tarihten itibaren devlet başkanı anlamında da kullanılmıştır. Nitekim bu devlet başkanlığının bir adı da imamettir. Yani; halife, bütün İslam dünyasının imamı ve devlet başkanıdır.</p>
<p align="justify">Özellikle İslam devletlerinde devlet başkanlığının hilafet kelimesi ile aynı anlamda kullanılması; halifenin risalet görevi hariç Hz. Peygamber’in yerine geçerek onun dünyevi otoritesini temsil etmesi, yeryüzünde dinin hükümlerini uygulamak, dünya işlerini düzene sokmak üzere Allah’ın yeryüzündeki hakimiyetini veya bütün müminlere ait olan hilafet ve yetkiyi temsil etmesi gibi sebeplerle açıklanır. Halifelik kurumu bütün müslümanları kapsayan bir müessesedir.</p>
<p align="justify">İslam alimleri H.z. Peygamber’in siyasi birliğin tamamlanmasından sonra devlet başkanlığı ve ordu komutanlığı görevlerini üstlendiğini belirtmişler, yine aynı alimler Hazreti Peygamber vefat ettikten sonra peygamberliğin sona erdiğini, buna karşılık toplumun idaresiyle işleri bir kişinin üstlenip bunları tek başına veya bazı görevleri yetkili şahıs ve mercilere devrederek yürütmesi, böylece müslümanların düzen içinde yaşamasını temin etmesi gerektiği üzerinde görüş birliğine varmışlardır.</p>
<p align="justify">B- İSLAM DİNİNİN HALİFELİK ANLAYIŞI</p>
<p align="justify">İslam tarihinde hilafet müessesesi Hazreti Peygamberin vefatı sonucunda Hz. Ebubekir’e biat edilmesiyle ortaya çıkmıştır. İslam tarihinin ilk halifesi olan Hz. Ebubekir, bu makamı risalet hariç olmak üzere Peygamberin siyasi işlerini devam ettirmek şeklinde kullanmış ve ondan sonra da İslam tarihinde halifelik sistemi devam etmiştir.</p>
<p align="justify">Hilafet müessesesinin İslam tarihinde resmen başlamış olmasıyla birlikte İslam hukukçuları da bu konuya eğilmişler ve çeşitli görüşler belirtmişlerdir. Halifenin hak ve yetkileri, görevleri, görev süresi ve azli, devletin temel organları ve yapısı gibi konularda alimler tartışmışlardır. Hukukçuların halifeye “Allah’ın halifesi” veya “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” denmesini doğru bulmayıp, onu “Peygamberin halifesi, imam, müminlerin emiri” gibi isimlerle anmaları idari yetki anlamında hakimiyetin kaynağının ümmet olduğunu göstermesi açısından önemlidir.</p>
<p align="justify">Bunlara ek olarak İslam tarihinde çoğu zaman kimin halife olacağı veya olabileceği gibi konularda sorunların yaşandığını da söyleyebiliriz. Mesela, ilk hilafetin Hz. Ebubekir’in hakkı olup olmadığı konusunda Sunniler ile Şiiler arasında tartışma çıkmıştır. Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’in vasiyeti üzerine ve o zamanki sahabenin benimsemesiyle göreve gelirken, Hz. Ömer ise halifeyi altı kişilik bir heyetin seçmesini istemiştir. Hz. Osman’ın şehit edilmesi sonucunda da isyancıların ısrarı ile halifeye biat edilmiştir. Bu halifenin hep aynı yöntemle göreve gelmediğini göstermektedir. Hz. Ali’nin ölümünden sonra ise İslam tarihinde yeni bir dönem başlamış halifelik Muaviye’nin neslinden devam etmiştir. Bundan sonra da veliaht tayin etme devam etmiş ve halifelik belli bir soya mensup olanların eline geçmiştir. Emevilerden sonra da Abbasoğulları (Abbasiler), tıpkı onlar gibi saltanat sistemini devam ettirmişlerdir. Fakat onlar , ümmet içinde kötü bir intiba bırakan Emevi hilafetinin alternatifi olamyı iyi değerlendirmişlerdir.</p>
<p align="justify">II- SULTAN II. ABDÜLHAMİT’TEN ÖNCE OSMANLI’DA HALİFELİK MÜESSESESİ</p>
<p align="justify">A-HALİFELİĞİN OSMANLI DEVLETİ’NE GEÇMESİ</p>
<p align="justify">1299 yılında kurulan Osmanlı Devleti, kısa sürede küçük bir beylikten devletliğe doğru ilerlemiş ve 1453 İstanbul’un fethi ile bütün İslam aleminin en güçlü devleti haline gelmiştir. Bununla birlikte bu sıralarda İslam aleminde bir diğer büyük güç olarak göze çarpan Mısır Memluk Devleti aynı zamanda halifelik müessesesini de elinde bulunduran bir devlet olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p align="justify">16. yüzyılın başlarında Osmanlı tahtına çıkan Yavuz Sultan Selim Han, Osmanlıyı İslam aleminin ve dünyanın en büyük gücü yapmak için, aynı zamanda da Müslümanların varisi olmak ve bütün Müslümanları yönetmek için 1514’te İran üzerine ve ardından 1516 ve 1517’de iki ayrı sefer halinde Mısır’a yöneldi. Sultan Selim bu seferleri neticesinde üst üste kazandığı zaferlerle birlikte Osmanlı Devleti’ni doğuda ve batıda büyük bir güç haline getirmiş, kendisine “Hadimü’l-Haremeyn” ünvanı ile birlikte daha da önemli olarak “halife” sıfatını almıştı. Osmanlı padişahı artık Hakanu’l-berreyn ve Sultanu’l-bahreyn olmanın yanında halife-i müslimin sıfatının da resmen sahibi olmuştu.</p>
<p align="justify">Bununla birlikte Yavuz Sultan Selim’in son halife el-Mütevekkil ‘ala’l-lah Muhammed’den halifeliğin hak ve yetkilerini devraldığı hakkında çağdaş hiçbir kaynakta bilgi yoktur. Zamanın kaynakları halifenin İstanbul’a sürgüne gönderildiğini ve Yedikule Hapishanesi’ne atıldığını belirtmişlerdir. Ayrıca Yavuz Sultan Selim’den önce Fatih devrinden itibaren hükümdarların resmi vesikalarda halife unvanı ile anıldıkları görülmektedir. Nitekim Fatih, Şehzade Mustafa’ya hilafet bahçesinin çiçeği, Şehzade Cem’e de hilafet gözbebeğinin nuru demektedir.</p>
<p align="justify">Bazı tarihçiler, halife unvanının Mısır’ın fethinden sonra geçtiğini kabul etmemelerine gerekçe olarak halifeliğin törenle veya merasimle alınmamış olmalarını gösterirler. XVIII. yüzyıl vak’anüvistlerinden Enderunlu Ata, Yavuz Sultan Selim’in sadece “Hadimü’l-haremeyni’ş-şerifeyn” unvanını kullandığını belirtir. Bununla birlikte Yavuz’dan önce sadece Fatih Sultan Mehmet’in değil II. Bayezid’in de bu ünvanı kullanmış olduğu belirtilmektedir. Nitekim İbn Kemal ( Kemal Paşazade Şemseddin Ahmed) hem Fatih Sultan Mehmed hem de Sultan II. Bayezid için bu iki unvanı kullanır.</p>
<p align="justify">Görüleceği gibi hilafet, Osmanlılara resmi olarak 1517 tarihinde geçmiş olmakla beraber padişahların bu unvanı kullanmaları konusundaki bilgiler çeşitlidir. Özellikle halifeliğin geçişini sadece merasime bağlamak veya unvanların kullanılıp kullanılmamasına bağlamak doğru değildir. Yani ilk zamanlarda tam olarak halife sayılmasalar bile Osmanlı hükümdarları kutsal emanetlere ve halifelik müessesesine sahip olduklarından bütün İslam dünyasının lideri olmuşlardır.</p>
<p align="justify">B- II. ABDÜLHAMİT’E KADAR HALİFELİK MÜESSESESİ</p>
<p align="justify">Osmanlılara resmi olarak Yavuz Sultan Selim zamanında geçen halifeliğin ilk olarak Kanuni Sultan Süleyman zamanında zikredildiği görülmektedir. Unvanları arasında “halife-i ru-yi zemin” ibaresi yer alan Kanuni Sultan Süleyman, tahta geçmesi münasebetiyle Mekke emirlerine gönderdiği mektupta Allah’ın kendisini saltanat ve hilafet tahtına çıkardığını yazmıştır. Aynı şekilde Sultan Süleyman, Hindistan’dan gelen yardım isteği üzerine Allah’ın kendisini halife kıldığını ve hac yolunun güvenliğini sağlamanın kendisinin görevi olduğunu belirtmiştir.</p>
<p align="justify">Osmanlılarda hilafetin nüfuzunun ülke sınırları dışında ne zaman artmaya başladığı konusunda bir ihtilaf vardır. Kanuni Sultan Süleyman’dan sonraki hükümdarların -başta Sultan III. Murad olmak üzere- genellikle bu unvanı kullanmalarına rağmen unvanın III. Selim zamanında bir nebze daha öne çıktığı görülmektedir.</p>
<p align="justify">Hilafet kurumuna ağırlık verilmesinin en önemli göstergesi Osmanlı-Rus Savaşı sonrası imzalanan 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’dır. Bu antlaşma bu konuda bir dönüm noktası olarak sayılmaktadır. Bundan önce 1727 tarihinde Sultan III. Ahmed Afgan hükümdarı ile yaptığı antlaşmada kendisini Müslümanların halifesi göstermiştir. Fakat o antlaşma büyük bir Avrupalı devletle imzalanmamıştır. 1774 antlaşmasında ise Rusya’nın Ortodoksları koruma hakkına karşılık olarak Osmanlı’da Kırım Müslümanlarını korumayı öngörmüştür. Bu nedenle bu antlaşma, Batılı bir devletin Osmanlı padişahlarını bütün Müslümanların halifesi sıfatıyla tanıdığını gösteren ilk antlaşmadır. Bu durum zaman içinde ilk halifelik iddiası şeklinde de yorumlanmıştır.</p>
<p align="justify">1774 tarihi hilafet kurumu için bu derece önemliyken, Tanzimat devrinin önemsiz olması da düşünülemez. Çünkü, Tanzimat devrinde de geleneksel hilafet anlayışında değişiklikler meydana gelmiştir. Tanzimat Fermanı’nın gayrimüslimlere tanıdığı haklar bir ikilik meydana getirmiş ve Sultan II. Abdülhamit tahta çıkmadan önce hilafet kurumunun siyasi güç ve nüfuz bakımından zayıflama süreci başlamıştır.</p>
<p align="justify">III- ABDÜLHAMİT VE HALİFELİK</p>
<p align="justify">A- SULTAN II.ABDÜLHAMİT’İN İSLAMCILIK SİYASETİ</p>
<p align="justify">Sultan II. Abdülhamit 1876 tarihinde Osmanlı Devleti’nin çok sıkıntılı bir anında tahta çıktı. Devlet hem Tanzimat problemleriyle uğraşmakta hem de Rus savaşının eşiğinde bulunmaktaydı. Dış siyasette devlet giderek yalnızlaşmaktaydı. Bu nedenle Sultanın üzerinde yoğunlaşacağı konu birliği korumak ve dış baskıları indirebileceği kadar aza indirgemekti. Bütün bunlar Abdülhamit’i içeride ve dışarıda bulunan Müslümanlara önem vermeye itmekteydi.</p>
<p align="justify">Abdülhamit’in siyaseti, İslamın iç siyasette Müslümanları birleştirici, teşkilatlandırıcı bir vazife ile vurgulanması ve halifeliğin dış dünyada gündeme getirilmesini bütün dünya Müslümanlarını himaye edici gösterip bir ülkü birliğini teşkil etmek çabaları şeklindeki bir “İslamcı siyaset” olarak tanımlanabilir. Tebaasının önemli bir kısmının gayrimüslimlerden meydana geldiğini bilen Sultanın Osmanlıcılık yerine İslamcılık fikrine ağırlık verişinde tarihi şartların önemli tesiri vardır. Bununla birlikte padişahın İslamcılık siyaseti, sadece Osmanlı Devleti’nde değil bütün İslam topluluklarında da ilgiyle izlenmiştir.</p>
<p align="justify">Sultan Abdülhamit, İslamcılık siyasetini devletin resmi siyaseti haline getirirken önemli fikir adamlarından da yararlanmıştır. Bu fikir adamlarının en önemlilerinden birisi Cemaleddin Efgani’dir. Efgani, İslamcılığın belki mucidi değil, fakat canlandırıcısı veya yayıcısıdır. Ona göre; İslam birliğinin din bağı, hac ve hilafet olmak üzere üç dayanağı vardır. Din bağı, çok önemli bir birleştirici faktör olup ümmet birliği de ancak onunla sağlanabilir. Cemaleddin Efgani, Sultan Abdülhamit’in İslamcı siyaset güderken halifelik kurumundan nasıl yararlanması gerektiğini de belirtmiş ve Abdülhamid’i farklı bir İslam birliği, Şii-Sünni yakınlaşması ve yönetim biçimi konularında en azından fikir planında etkilemiştir. Nitekim Sultan, Efgani’nin de görüşleri doğrultusunda hilafet otoritesinden de faydalanarak İslam ülkelerinin manevi desteğini almak ve Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan Müslümanları korumak istemiştir. Bununla birlikte Efgani’nin İslam birliği ideolojisi daha kapsamlı ve derindir. Sultan II. Abdülhamit, Cemaleddin Efgani’den başka Said Halim Paşa ve Ahmed Cevdet Paşa gibi fikir adamlarından da yararlanmış ve bu konularda onlarla görüşmüştür.</p>
<p align="justify">Abdülhamit’in İslamcılık anlayışı değerlendirmek, onun halifeliği nasıl gördüğünü de göstermektedir. Bu nedenle halifelik kurumu ile devlet siyaseti arasında yakından bir ilişki görülebilir. Nitekim bu dönemde İslamcılık siyasetine ağırlık verirken bunu elindeki halifelik kurumunun gücü ile başarabileceğini bilen Sultan Abdülhamit, tebaasının Türk unsuruna gösterdiği ilgiyi Arap unsuruna da göstermeye çalışmış, onların 1789’dan beri var olan milliyetçilik akımlarından etkilenmelerini önlemek için kendileriyle ilgilendiğini belli etmiş, Tunuslu Hayrettin Paşa’yı sadrazamlığa getirmesinin yanı sıra, sarayda da Arap asıllı görevliler bulundurmuş, bunun haricinde de İslam ülkelerinde etkili tarikat şeyhleri ile sıcak diyaloglara girmiştir.</p>
<p align="justify">Abdülhamit, Müslümanların “Osmanlı hilafeti ve saltanatına” bağlanması ile imparatorluğun devam etmesinin mümkün olacağını düşünürken, dış siyasetinde de panislamizmi benimsedi. Nitekim padişah hilafetin manevi gücünü Rusya’dan başka, sömürgelerinde milyonlarca Müslüman’ın yaşadığı İngiltere, Fransa ve Hollanda’ya karşı da kullanacaktır. Abdülhamit bunu sarayında kurduğu gizli teşkilat sayesinde yürütmüş, bununla birlikte bazen resmi yollarla da yapmıştır. Bununla birlikte Abdülhamit zamanında Osmanlı sarayına Reşit Efendi adı ile giren İngiliz ajanı Yahudi Vambery de, bir Hindistan gezisi sırasında Hintli Müslümanların İngilizlere karşı kışkırtılmalarının Osmanlı sarayından yönlendirildiğini öğrendiğinde çok şaşırdığını belirtmiştir.</p>
<p align="justify">B- SULTAN II.ABDÜLHAMİT’İN HALİFELİĞİ KULLANMASI</p>
<p align="justify">Sultan II. Abdülhamit’in İslamcılık siyasetini açıklamaya çalışırken belirttiğimiz gibi, Abdülhamit halifeliği siyasetinin bir parçası olarak görmüştür. Bununla birlikte Sultan, sadece bu amaç doğrultusunda halifeliği kullanma yoluna gitmemiş, O özellikle İngiltere ve diğer Avrupalı büyük sömürgeci devletlerin Halifelik nüfuzunu kırmak amacıyla yaptığı kışkırtmalara da karşı çıkmak adına bu makamı kullanmaya çalışmıştır. Buna ek olarak Abdülhamit’in bütün Osmanlı padişahları içinde halifelik müessesesini en etkili biçimde kullanan padişah olduğu tarihçiler tarafından kesin bir dille ifade edilmiştir.</p>
<p align="justify">İngilizlerin özellikle Arabistan’da Hac yolunun emniyetsiz olduğu, II. Abdülhamit’in daha kendi topraklarında hakim olamadığı, Osmanlı padişahının dinle ilgisinin kalmadığı, bu mevkiyi zorla aldığı, Mekke şeriflerinin halifeliği soyca ve konumca hak ettiği yönündeki propogandaları II. Abdülhamit’in konuya daha fazla eğilmesini sağlamıştır.</p>
<p align="justify">Sultan II. Abdülhamit’in halifelik anlayışına göre; “Osmanlı Devleti’nin, sosyal yapısı ve politikalarının esası din üzerine kurulduğu için ruhani otoriteyi sağlayan Emirü’l-Müminin unvanı başta gelmeli, saltanatı simgeleyen padişahlık ise ondan sonra gelmelidir”. O, aynı zamanda “Halifenin bir sözü, bütün Müslümanları harekete geçirmeye yeter” şeklinde düşünmekteydi. Halife, Müslümanların lideri ve hamisi olması nedeniyle kendisine tabi gruplar arasındaki anlaşmazlıkları da çözmelidir.</p>
<p align="justify">Abdülhamit, halifelik sıfatını Osmanlı padişahları arasında da en çok kullanan padişahtır. O, halifeliği kullanırken milliyetçilik hareketlerinin Osmanlı Devleti’ni etkilemesini önlemek için de çalışmış, özellikle Müslümanlar arasında birliği sağlamak amacıyla dini propogandaya girişmiştir. Bu nedenle kendisi, en önemli tarikat şeyhlerini ve yöneticilerin, Anadolu ve Suriye gibi Müslümanların yoğun oldukları yerlere göndermiş, devletin en zor anlarında bile kutsal topraklara gönderilen yardımları artırmış, halifelik sıfatının verdiği güçle Güney Afrika ve Japonya gibi ülkelere din alimleri göndererek İslamiyetin oralarda da yayılmasına çalışmıştır. Nitekim Abdülhamit’in Çin’deki tesiri o kadar büyük olmuştur ki, Pekin’de onun adına bir İslam üniversitesi açılmasıyla sonuçlanmıştır. Kendisi ayrıca inşa ettirdiği Hicaz Demiryolu sayesinde de halifelik makamından en üst düzeyde yararlanmaya çalışmıştır.</p>
<p align="justify">Halifelik makamını Osmanlı Devletinin ve dünya Müslümanlarının çıkarları için yoğun biçimde kullanan Sultan II. Abdülhamid, halifelik makamına yakışır iffet, haysiyet, vekar ve namus timsali bir padişah idi. Onun halifelik makamına ne kadar yakıştığını belirtmek için otuz üç yıllık saltanatı boyunca imzaladığı ölüm fermanlarının en fazla birkaç tane olacağını ve kendisine suikast yapanları bile affettiğini belirtmek yeterli olacaktır.</p>
<p align="justify">SONUÇ</p>
<p align="justify">Osmanlı Devleti’ne resmi olarak Yavuz Sultan Selim’in Mısır fethinden sonra geçtiği kabul edilen halifelik makamını bütün padişahlar içerisinde en etkili olarak kullanan Osmanlı hükümdarı Sultan II. Abdülhamit olmuştur. Sultan Abdülhamit, bu makamı Osmanlı Devleti’nin çıkarları yanı sıra özellikle İngiliz ve Ruslarla birlikte diğer sömürgeci devletlere karşı Osmanlı tebaasını korumak amacı da gütmüştür.</p>
<p align="justify">Otuz üç yıllık saltanatı boyunca Osmanlı Devleti’nin çöküşünü durdurmak ve Batılı güçlerin Müslümanlar üzerindeki hedeflerine mani olmak için Sultan, Avrupalı devletler arasında denge siyaseti güderken, dış siyasetinin en önemli dayanağını İslamcılık üzerine kurmuştur. Sultan Abdülhamit, İslamcılık siyasetini uygularken devrin tanınmış fikir ve ilim adamlarından yararlanmış, Müslümanların birleşmesini büyük bir özlemle tasavvur etmiştir.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">BİBLİYOGRAFYA</p>
<p align="justify">AVCI, Casim, “Hilafet”, İ.A., c.17., Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1998.</p>
<p align="justify">ERARSLAN, Cezmi, Doğruları ve Yanlışlarıyla Sultan II. Abdülhamid, Nesil Yayınları, İstanbul 1996.</p>
<p align="justify">HALAÇOĞLU, Yusuf, XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1998.</p>
<p align="justify">İPŞİRLİ, Mehmet, “Osmanlı Devlet Teşkilatı”, c.1., Osmanlı Devleti Tarihi, Feza Gazetecilik A.Ş. Yayınları, İstanbul 1999.</p>
<p align="justify">KARAMAN, Hayreddin, “Efgani, Cemaleddin”, İ.A., c. 10., Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları İstanbul 1994.</p>
<p align="justify">KODAMAN, Bayram, “II. Abdülhamid”, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi,c. 12, Çağ Yayınları, İstanbul 1990.</p>
<p align="justify">KURAN, Ercüment, Türkiye’nin Batılılaşması ve Milli Meseleler, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1997.</p>
<p align="justify">KÜÇÜK, Cevdet, “Abdülhamid II”, İ.A., c.1, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1988.</p>
<p align="justify">ÖKE, Mim Kemal , Saraydaki Casus, İrfan Yayıncılık, İstanbul 1998.</p>
<p align="justify">ÖZCAN, Azmi, “Hilafet (Osmanlı Dönemi)”, İ.A., c.17., Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1998.</p>
<p align="justify">SÜMER, Faruk, “Yavuz Sultan Selim Halifeliği Devraldı Mı?”, Tarih ve Düşünce Dergisi, Şubat 2000.</p>
<p align="justify">TURAN, Osman, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, c.II, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1998.</p>
<p align="justify">ULUDAĞ, Süleyman, “Halife”, İ.A., c.15, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1997.</p>
<p align="justify">ÜNAL, Mehmet Ali, Osmanlı Müesseseleri Tarihi, Kardelen Kitabevi Yayınları, Isparta 1998.</p>
<h2  class="related_post_title"><strong>Benzer Konular</strong></h2><ul class="related_post"><li><a href="http://www.vaziyet.net/ii-abdulhamitin-halifelik-anlayisi/" title="II. ABDÜLHAMİT&#8217;İN HALİFELİK ANLAYIŞI">II. ABDÜLHAMİT&#8217;İN HALİFELİK ANLAYIŞI</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/halifelik-2/" title="HALİFELİK">HALİFELİK</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/ii-abdulhamit-ve-islamcilik/" title="II. ABDÜLHAMİT VE İSLAMCILIK">II. ABDÜLHAMİT VE İSLAMCILIK</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/halifelik/" title="Halifelik ">Halifelik </a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/kucuk-said-pasa/" title="KÜÇÜK SAİD PAŞA">KÜÇÜK SAİD PAŞA</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/siyonizm/" title="SİYONİZM">SİYONİZM</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/abdulhamidin-kurtlarla-dansi/" title="ABDÜLHAMİD&#8217;İN KURTLARLA DANSI">ABDÜLHAMİD&#8217;İN KURTLARLA DANSI</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/ii-abdulhamit-itirafi/" title="II. ABDÜLHAMİT İTİRAFI">II. ABDÜLHAMİT İTİRAFI</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/halifeligin-osmanlilara-gecmesi/" title="HALİFELİĞİN OSMANLILARA GEÇMESİ">HALİFELİĞİN OSMANLILARA GEÇMESİ</a></li><li><a href="http://www.vaziyet.net/caldiran-savasi/" title="ÇALDIRAN SAVAŞI">ÇALDIRAN SAVAŞI</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.vaziyet.net/ii-abdulhamit-ve-hilafet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
