16. yüzyılda Kanuni Sultan devrinde tekamülünün zirvesine erişen Osmanlı Devleti, bu tarihten itibaren yavaş yavaş bozulma veya gerileme dönemine doğru geçiş sürecine girmiştir. 1699 yılında yapılan Karlofça Antlaşması ile ilk defa büyük çapta toprak kaybına uğrayan devlet, savaşlarda alınan yenilgiler üzerine yenilikler yapılmasının gerekliliğine inanmıştır.
İlk olarak 1718-1730 Lale Devri döneminde köklü reformlar yapma ihtiyacı hisseden Osmanlı devlet adamları, bu tarihten sonra da çalışmalarına devam etmişlerdir. İlk başlarda daha çok askeri mahiyette görülen yenilik çalışmaları daha sonraları fikir ve düşünce alanında da kendisini göstermiştir. 1839 yılındaki Tanzimat Fermanı’nın yanı sıra 1856 Islahat Fermanı ve 1876 ile 1908 yıllarında iki kere ilan edilen Meşrutiyet Osmanlı Yenileşmesinin de önemli noktalarıdır.
İşte bu yenilik çalışmalarının son derece yoğun olduğu 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısında devletin çeşitli kademelerinde faaliyet gösteren Küçük Said Paşa, fikirleri ve icraatları ile bu döneme damgasını vuran önemli bir devlet adamıdır. Kendisi özellikle üzerinde pek çok çalışma yapılmasına rağmen tam olarak kesin fikirlere varılamayan Abdülhamit döneminin en önemli sadrazamıdır.
Çeşitli fikir akımlarının yayılma fırsatı bulduğu Meşrutiyet ve Abdülhamit’ten sonra idareyi eline alan Genç Türk devrinde toplam dokuz kez sadrazamlık yapma şansını yakalayan Küçük Said Paşa, yenilileşme hakkında öne sürdüğü fikirler kadar siyasi faaliyetleri bakımından da önemli bir şahsiyettir. Bu çalışma da dönemin durumu karşısında kendisinin tavrını ve ıslahat çalışmalarını değerlendirme fırsatı bulacağız.
I-) KÜÇÜK SAİD PAŞA’NIN HAYATI VE ŞAHSİYETİ
A-) KÜÇÜK SAİT PAŞA’NIN HAYATI
Aslen Ankaralı bir aileye mensup olan Sait Paşa, babasının memuriyeti dolayısıyla Erzurum’da 1838 (veya 1839-40) ‘de doğmuştur. Babası Tahran maslahatgüzarı Ali Namık Efendi, Ankara’nın birçok ulema yetiştirmiş Seb’a-zade ailesinden idi. Said Bey, 1853′te babasının ölümü üzerine kalabalık ailesini geçindirmek zarureti ile 15 yaşından itibaren hem medreseye devam etmiş, hem çalışmış, ilk memuriyet yıllarından itibaren bir taraftan da gazetecilikle uğraşmıştır.1
İlk önce Erzurum tahrirat katipliği yaptı ve oradan Anadolu Ordusu tahrirat kalemine geçti. Sait Paşa daha sonraki yıllarda İstanbul’a gelerek, Matbaa-i Amire ve Takvim-i Vekayi müdürlüğü, Adalar Belediye Başkanlığı yapmıştır. Said Paşa, bundan sonraki dönemde Meclis-i Vala mazbata odasına katip yardımcısı olarak girerek devlet hizmetinde staja ve o devrin adetine göre tahsilini ilerletmeye başlamıştır. Bu süre zarfında Fransızca’yı da öğrenen Küçük Said Paşa, Şuray-ı Devlet üye yardımcısı, Tahrir-i Emlak Müdürlüğü, Ticaret Nezareti Mektupçusu ve nihayet yüksek bir görev olan Sadaret Mektupçusu oldu.2
Sultan Abdülhamit’in tahta çıkışını müteakip, 1876’da sürpriz bir kararla Mabeyin Başkatipliğine atanmış ve buna en başta kendisi şaşmıştır. Said Paşa bu sırada otuz sekiz yaşında bulunmaktadır. Said Paşa’nın hiç kimsenin tavsiyesi ve delaleti olmaksızın bu göreve getirilmesinde Türkçe’yi ve Arapça, Farsça, Fransızca gibi dilleri iyi bilmesinin ve sır saklayan kişiliğinin etkisi vardır.
Said Paşa, Mabeyin Başkatipliğine atandıktan sonra en yüksek mülki rütbe olan vezir payesiyle ödüllendirildi ve Meclis-i Ayan üyesi seçildi. Böylece Sultan Abdülhamit’in sayesinde devlet kademelerinde hızlı bir yükselişe geçti. Hazine-i Hassa nazırlığı ve Dahiliye Nazırlığı yaptıktan sonra ilk defa 18 Ekim 1879’da “başvekil” unvanıyla sadrazam oldu. Bu sıralarda kırkbir yaşında bulunan Küçük Said Paşa, ölümüne kadar II. Abdülhamit zamanında yedi ve Meşrutiyet devrinde iki kere olmak üzere toplam dokuz kere bu makam atandı.3 Böylece Osmanlı tarihinde bir ilki gerçekleştirecek olan Sait Paşa, bununla birlikte görevlerinde çok uzun süreli bulunmamıştır.
İlk kez 19 Ekim 1879’da atandığı sadrazamlıktan 9 Haziran 1880’de azledilen Sait Paşa, 12 Eylül 1880’de ikinci, 12 Temmuz 1882’de üçüncü, 3 Aralık 1882’de dördüncü, 9 Haziran 1895’te beşinci kez sadrazamlığa getirildi. Son sadrazamlığından azledildikten sonra uzunca bir dönem göz hapsinde bulunan Küçük Said Paşa, 18 Kasım 1901’de yeniden getirildiği sadrazamlıktan 14 Ocak 1903’te azledildi ve Meclis-i Ayan başkanlığına atandı. II. Meşrutiyetin ilanından iki gün önce 22 Temmuz 1908’de tekrar getirildiği sadrazamlıktan 4 Ağustos 1908’de bu kez kendi isteği ile veya mecbur kaldığı için istifa etti ve böylece Sultan II. Abdülhamit devrindeki sadrazamlıklarını noktalamış oldu. Genç Türkler devrinde ise iki kez bu makama gelen Said Paşa’nın ilk görevi 1 Ekim 1911’de ikinci sadrazamlığı ise 31 Aralık 1911’de başladı. 12 Haziran 1913’te Meclis-i yan başkanlığına atanan Küçük Said Paşa, bu görevindeyken vefat etti. 1 Mart 1914′te ayan reisi iken vefat eden Sait Paşa’nın naaşı, Eyüp Sultan türbesi önünde toprağa verilmiştir.
B-) KÜÇÜK SAİT PAŞA’NIN KİŞİLİĞİ
Özellikle ıslahatçı kişiliği ile ön palan çıkan Küçük Said Paşa, Osmanlı Devleti’nin çözülme devrinde yaşamış kuvvetli şahsiyet sahibi bir devlet adamı idi. Kendisi özel ve resmi hayatında dürüstlüğüyle tanınmıştır. Özellikle Sultan II. Abdülhamit devrine damgasını vuran Said Paşa’nın vazgeçilmezliği bu dönemden sonraki İttihatçılar döneminde de devam etmiştir. Meşrutiyet taraftarı olmamasına rağmen İttihatçılar ile bu derece iyi anlaşması onun özelliklerini göstermesi açısından önemlidir.
Bir çok meslektaşının aksine, rüşvet ve hediye gibi şeyleri kabul etmeyen Küçük Said Paşa, jurnalcilikten tiksinen bir yapıya sahipti. Küçük Said Paşa, zeki ve çabuk anlayışlı birisi idi. Olayların sonucunu önceden kestirirdi. Çalışkan ve bilgili birisi olan Küçük Said Paşa, Şark kültürüne derinden vakıf olduğu gibi Garp felsefe ve edebiyatı hakkında da malumatı olan bir şahsiyetti. Devlet ilişkilerinde nezaketi ve tatlı konuşması ile ciddi ve menfi tesir bırakan Küçük Said Paşa, Türk olmasıyla da gurur duymaktaydı. Küçük Said Paşa’nın bunların yanı sıra bazı kötü izlenim bırakan kusurlarının da olduğu tarihçiler tarafından belirtilmiştir. Mesela; kıyafetine özen göstermeyen Paşa, padişah II. Abdülhamit gibi evhamlı bir yapıya sahipti. Hareketlerinde ve sözlerinde aşırı denebilecek kadar ihtiyatlı davranan Küçük Said Paşa, oldukça muktesit idi. Umumiyetle vefasız bir insandı. Bu konuda tarihçiler genellikle Sultan II. Abdülhamit’i azleden Meclis-i Milli’ye başkanlık ettiğini hatırlatarak vefasızlığını örneklendirmişlerdir. Bununla birlikte Küçük Said Paşa, haysiyetinden ve prensiplerinden taviz veren bir yapıya sahip değildi.4
Türk Batılılaşma Tarihi ele alındığında belki de Mustafa Reşid Paşa ile birlikte en fazla iş gören kişiler arsında yer alabilecek Küçük Sait Paşa, fiziki özellikler bakımından oldukça kısa boylu bir yapıya sahipti. Osmanlı Devleti tarihi boyunca sadrazamlık yapmış kişiler arasında belki de en kısası olan sadrazam, koca sakalı, fevkalade güzel konuşan ve edebiyata bağlılığı olan birisidir. Kendisi Şinasi ile dil tartışmalarına girecek kadar kendini yetiştirmiştir. Tanzimat çizgisinin en sadık isimlerinden olan Sait Paşa, açtığı kurumlar ve fikirleriyle modern Türkiye’nin kurucularından olmuştur. Hem icraatları, hem de Abdülhamit’e karşı vefasızlığı sebebiyle Osmanlı devlet adamları arasında en çok yazılan ve konuşulan kişilerden olmuştur.
Said Paşa; edebiyatçı kişiliğini kendi eserlerinde de göstermiş, gazetelerde neşredilen mektuplarının yanı sıra Kamil Paşa Hatıratına Cevapları, Gazeteci Lisanı ve iki ciltten oluşan Hatırat’ı o dönemlerde yayınlanma imkanı bulmuştur.
II- KÜÇÜK SAİT PAŞA’NIN YAŞADIĞI DEVRİN GENEL YAPISI
A- SİYASİ OLAYLAR
Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda büyük bir yenilileşme hamlesi ile karşı karşıya kalmıştı. İşte bu hareketin yoğunlaşmakta olduğu bir dönemde dünyaya gelen Küçük Sait Paşa da hayatının ileriki safhalarında bu hareketin içine dahil olarak icraatlarını sürdürmeye çalışmıştır.
1876 tarihinde Osmanlı Devleti’nin otuz dördüncü hükümdarı olarak tahta çıkan II. Abdülhamit zamanında devlet farklı bir döneme girmiştir. Abdülhamit’in tahta çıkmasıyla kaderi değişen Küçük Said Paşa, bu dönemde önce Mabeyn Başkatipliğine getirilmiş daha sonra da bir çok kez sadrazam olmuştur. I876 tarihi aynı zamanda Osmanlı Devleti tarihi için bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde yenileşme hareketlerinin bir sonucu olarak Kanun-i Esasi yani I. Meşrutiyet ilan edilmiştir. Padişah olmadan önce Mithat Paşa ve arkadaşlarına Meşrutiyet’i ilan edeceğine dair söz vererek göreve gelen Sultan II. Abdülhamit, bu sözünde durarak tahta çıkışının beşinci ayında Osmanlı Devleti’nin ilk anayasasını kabul etmiştir. Fakat padişah 1877-78 Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında Meclis-i Mebusan’ı dağıtarak meşruti sisteme son vermiştir. Bundan sonra mutlak bir idare kuran Sultan Abdülhamit, bu dönem zarfında pek çok sadaret değişikliğine gitmiş ve denge siyaseti kurmuştur. İşte Said Paşa’nın bir çok sadrazamlığı da bu dönemde olmuştur. 5
I. Meşrutiyet döneminin 1877 yılında sona ermesinden sonra bir istibdat dönemi olarak ele alınan Abdülhamit döneminin son yıları büyük karışıklıklar içinde geçmiştir. 1889 yılında kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin uzun bir hazırlıktan sonra ilkin Rumeli’nde başlattığı eylemlerin İstanbul’a yansıması sonucu 24 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmiş ve Sultan II. Abdülhamit, otuz yıl süren kişisel yönetimini noktalamak zorunda kalmıştır. Çok karışık bir ortam olmasına rağmen Meclis-i Mebusan 17 Aralık 1908 tarihinde toplandı. Bu süre zarfında Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini, Bulgaristan bağımsızlığını, Girit ise Yunanistan’a katıldığını ilan etti. Kamil Paşa hükümeti yerini Hüseyin Hilmi Paşa kabinesine bıraktı. Bu zaman zarfında İstanbul’da meşruti idareye karşı olanlar tarafından şeriatın tam olarak tatbik edilmesi için 31 Mart Olayı çıkarıldı. Bu sırada yan Meclisi başkanı olan Said Paşa, ayaklanmanın bastırılması üzerine İstanbul’daki milletvekilleri ve ayanı bir araya getirdi. Said Paşa’nın riyasetindeki meclis Abdülhamit’in tahttan indirilmesine karar verdi. 6 Küçük Said Paşa, sağlığında Trablusgarp ve Balkan Savaşları’na da şahit oldu.
B- KÜÇÜK SAİT PAŞA’NIN SİYASİ FİKİRLERİ, GÖREVLERİ VE İCRAATLARI
İlk defa 1879 tarihinde başvekil olarak sadrazamlık makamına oturan Küçük Said Paşa, yaptığı reform çalışmalarının yanı sıra siyasi olaylara gösterdiği yaklaşımlarla da kendisini kabul ettirmiştir. Osmanlı tarihinin çok çalkantılı bir döneminde görev alan Said Paşa’nın yaptığı işler bu nedenle tam olarak değerlendirme fırsatı bulunmamıştır. Küçük Said Paşa, sadaret makamına bir çok kez gelen ve azledilen bir kişi olması nedeniyle dikkat çekmiştir.
Sadaret makamına geldiği ilk görevinde daha çok devletin mali politikalarını yönlendiren isim olarak dikkat çeken Küçük Said Paşa, bu sürede Duyun-ı Umumiye’yi kurarak altı tip vasıtalı vergi gelirini alacaklılara bırakarak işe başladı. Yine Küçük Said Paşa, bu ilk sadrazamlığı döneminde memur maaşlarını azalttı, kendi maaşını da 90.000 kuruştan 25.000 kuruşa indirdi. Sadrazamlık makamına ikinci gelişinde Tunus sorunu ile uğraştı, fakat Fransız işgalini engelleyemedi. Küçük Said Paşa, buna benzer olarak üçüncü sadrazamlığında da Mısır sorunu ile uğraşmak zorunda kaldı ve yine hüsranla sonuçlanan çalışmalarından sonra Mısır, İngilizler tarafından işgal edildi. Küçük Said Paşa’nın dördüncü sadrazamlığı ise daha çok mülki, idari ve maarif alanlarındaki ıslahat çalışmaları ile geçti. 7
Küçük Said Paşa’nın beşinci sadrazamlığı 9 Haziran 1895’te başlamış olmakla birlikte bu dönemde Küçük Said Paşa’yı uğraştıran en önemli konu Ermeni Meselesi’dir. Çeşitli isyan denemelerine girişen Ermeniler, gittikçe devlet merkezinde eylemlerini yoğunlaştırmaya başladılar. 28 Eylül 1895’te Bab-ı Ali baskını olarak bilinen olay gerçekleşti. Olayın sorumluluğunu “Hınçak Cemiyeti” üstlendi. Bunun ardından Ermeniler, 30 Eylül’de Ermeni Patrikhane’sinde toplanarak sözde dilekçelerini vermek üzere Bab-ı Ali’ye doğru yürüyüşe geçtiler. Küçük Said Paşa ise bir temsilci seçmelerini, aksi halde silah kullanılacağını bildirdi. Ermeniler bunu kendilerine ileten subayı şehit ettiler. Küçük Said Paşa, silah kullanılmasını istediyse de Rıza Paşa ve Sultan Abdülhamit buna karşı çıkınca silah kullanılmadı. Bunun üzerine Ermeniler galeyana geldiler ve İstanbul’da üç gün olaylar durulmadı. 8
1901 yılında tekrar geldiği sadaret görevinde Said Paşa, bu sadrazamlığında Rumeli islahatı meselesini halle çalıştı. Bu maksatla Avrupa büyük devletlerine, Makedonya’da müşterek bir jandarma teşkilatı kurmak ve oraya vezir rütbesinde bir müfettiş tayin etmek teklifini yaptı, fakat sadaretten istifa etmek zorunda kaldığı için bu uygulanmadı. Bununla birlikte Küçük Said Paşa’nın 22 Temmuz 1908’de başlayan yedinci sadrazamlığı da devletin buhranlı ve karışık bir dönemine rastgeldi. Meşrutiyet idaresinin tekrar kurulduğu bu dönemde Said Paşa, görevinde ancak 15 gün kalabildi. Bu nedenle Abdülhamit devrindeki bu son sadrazamlığında herhangi bir icraat yapma fırsatı bulamadı.9
Küçük Said Paşa’nın bundan sonraki ilk görevi Meclis-i Ayan reisliğidir. Said Paşa’nın bu görevinde yaptığı en önemli uygulama ise Sultan Abdülhamit’in hal’edilmesinde oynadığı roldür. Özellikle 31 Mart Vak’asının çıkmasından sonra Abdülhamit’in hallinden yana olan Küçük Said Paşa, Sultan’ın suçsuzluğunun anlaşılması için kurulması istenen komisyona bile “Abdülhamit’in suçsuzluğu anlaşılır” diye karşı çıkmıştır. Olayların devam edip bastırılmasından sonra Meclis-i Mebusan ve Ayan, Ayasofya’daki binasında Ayan Reisi Said Paşa’nın başkanlığında 27 Nisan 1909 günü toplanır ve Küçük Said Paşa, II. Abdülhamit’in doğrudan hali’ şeklini meclise sunar ve kabul ettirir. Padişaha bu haberi veren heyet de “Bermucibi Fetvay-ı şerif millet sizi hali’ etti” demiştir.10
İttihat ve Terakki’nin desteği ile 30 Eylül 1911’de sadaret makamına sekizinci kez gelen Küçük Said Paşa, ilk defa Sultan Abdülhamit olmadan bu görevi yürütecektir. 7 Ekim 1911’de hükümeti kuran Küçük Said Paşa’nın bu dönemde ele aldığı ilk konu Trablursgarp’ın İtalyanlar tarafından işgali idi. Küçük Said Paşa ve hükümeti ne olursa olsun İtalyanlar ile barış yapılmasından yana idi. Bununla birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti buna karşı olarak aktif bir siyaset benimsenmesi gerektiğini belirtiyordu. Küçük Said Paşa, İttihatçı olmamasına rağmen meclisteki İttihatçı çoğunluğun desteğini almak adına uzlaşmacı bir siyaset izliyordu. Sonuç olarak hükümet, İtalya ile Uşi Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı ve Trablursgarp elden çıktı.11 Küçük Said Paşa’nın sekizinci sadrazamlığı sonuncusu ile birlikte sayılabilir. Çünkü, sekizinci sadrazamlığından istifa etmesinin hemen bir gün sonrasında yine kendisi bir hükümet kurmuştur.
III- KÜÇÜK SAİT PAŞA’NIN ISLAHATÇI KİŞİLİĞİ
A- KÜÇÜK SAİT PAŞA’NIN LAYİHALARI VE ISLAHAT ÇALIŞMALARI
Küçük Said Paşa, devlet hizmetinde bulunduğu süre içerisinde en çok yenilik çalışmaları ile dikkati çekmiştir. Kendisinin yapmış olduğu yenilikler bir çok sahada olmuş ve kendinden sonraki dönemleri de yakından ilgilendirmiştir.
Küçük Said Paşa’nın yapmış olduğu yenilikler idari, mülki, mali, adli ve maarif gibi alanlarda meydana gelirken sadrazam, yenilik hakkındaki fikirlerini ve çalışmalarını genellikle yazmış olduğu layiha ve arizalarda yayınlamıştır.
Küçük Said Paşa, Adliye Nazırlığı görevinde iken Berlin Kongresi’nin ertesinde ilk layihasını yazmış ve Sultan Abdülhamit’e sunmuştur. Küçük Said Paşa; yazmış olduğu bu ilk layihasında birçok alana yönelik ıslahat yapılmasını teklif ederken, orduyu düzeltmek için mali, muhtariyete doğru olan temayülleri dizginlemek için mülki ve müslüman tebaanın padişaha bağlılığını güçlendirmek için de eğitim ıslahatının şart olduğunu belirtmiştir. Padişahın meşrebine uygun olarak İslamlık teklif eden bu layiha Sultan Abdülhamit tarafından da tasvip gördü.12 Bununla birlikte Küçük Said Paşa, sadrazamlığı sırasında da ya istek üzerine veyahut ta kendi gördüğü bozuklukların düzeltilmesi için çeşitli zamanlarda layihalar yazmıştır. Bu layihalar da birçok inkılabın yapılmasına zemin hazırlamıştır.
Küçük Said Paşa’nın yapmış olduğu inkılaplar birçok alana ayrılmaktadır. Özellikle eğitim alanında önemli bir yenilik hamlesi dikkat çekerken diğer bazı alanlarda da ıslahat çalışmalarına girişen Küçük Said Paşa’nın ıslahat yaptığı alanları şöyle inceleyebiliriz;
1.) Eğitim Alanında
Küçük Said Paşa, sadrazam olmadan önce de Adliye Nazırlığı gibi görevlerde bulunurken yazmış olduğu layihalarda özellikle ve öncelikle eğitim alanında ıslahat yapılmasını devamlı dile getirmiştir. Ona göre, özellikle kendi cemaat okullarında aydınlanan Hıristiyan tebaayı kontrol altında tutabilmek için Müslümanların eğitiminin ıslah olunması zorunludur.
Küçük Said Paşa’ya göre Osmanlı İmparatorluğu bir çöküşe girmiştir. Çare ise devleti ihya etmekten geçmekte ve bunun araçları da eğitimle adalettedir. Küçük Said Paşa, bu nedenle eğitim reformunu herhangi bir gelişmenin ön şartı olarak görmektedir. Bununla beraber doğruluğa ihtiyaç vardır. İşte bu ilkeler etrafında çalışmalarına başlayan Küçük Said Paşa’nın en göz alıcı başarısı okul ve öğrenci sayısının önemli ölçüde arttığı yüksek öğretimde olmuştur. Bu dönemde devlet memurlarının eğitim merkezi olarak kurulan Mülkiye Mektebi, 1877’de yeniden düzenlendi. Nitekim Mülkiye Mektebi, baskılar altında bile yeni fikirlerin yeşerdiği bir kurum olarak kaldı. Bununla birlikte taşradan gelen öğrencilere kolaylıklar sağlandı.13
Said Paşa’nın sadrazamlığı sırasında yapılan ıslahatlar sonucu ilk ve orta öğretim kurumları sayıca artmış ve bunların eğitim seviyeleri yükselmiştir. Mülkiye, tıp, hukuk, ticaret, sanayi, mühendislik ve mimarlık sahalarında yüksek eğitin kurumları kurulmuştur. Sadrazam Said Paşa, bunların yanı sıra sadece bilim adamı yetiştiren bir kurumun kurulmasını da 14 Şubat 1895 tarihli layihasında teklif etmiştir.14 Bu fikir beş fakülteden “darü’l-icaze” oluşan bir “darü’l-fünun” kurulmasına dayanmaktaydı.
Osmanlı devletinin son dönemlerinde mali imkansızlıklar sebebiyle bir türlü açılamayan idadiler de, 1881 senesinde tekrar açılmaya başlanmıştır. Yine bu dönemde Rüşdiye okulları açılmaya başlandı. Bunlar orta ve lise öğrenimi sağlayan idadilere öğrenci yetiştiriyordu. Özellikle Bursa valisi iken rüşdiyelerin tam olarak işlemediğini teşhis eden Said Paşa, bu nedenle bu kurumlara özel bir önem vermiştir.Said Paşa, bu rüşdiyelere Fransızca dersini de koydurtmuştur. Said Paşa’ya göre, bu dönemde açılan Galatasaray Sultanisi de dinler arası bir müessese olarak açılmıştır. İlk öğretimin düzeltilmesi için çaba gösteren Küçük Said Paşa, 1888 tarihli maarif raporunda çözüm yolu olarak Alman ilk öğretim sistemine benzer bir sistem teklif etmiştir. Buna göre; ilk öğretim çocuk bahçeleri ve Sıbyan okulları adıyla anılacak iki ana bölümde toplanıyordu. 15
Sadrazam Said Paşa zamanında yeni yüksek ve mesleki okullar da açıldı. Bunlar arasında maliye, hukuk, güzel sanatlar, ticaret, baytar, mülki mühendis, polis gümrük okulları ve geliştirilmiş bir yeni tıp okulu vardı. Ama bunların hepsinden büyüğü ve önemlisi; bir Türk üniversitesinin kurulmasıydı. Uzun hazırlıklardan sonra “Darül-fünun” 1900 Ağustos’unda kapılarını açtı. Bu aynı zamanda müslüman dünyasında ilk yerli üniversite idi.16
2. Adli ve Hukuki Alanda
Küçük Said Paşa, sadrazamlığı döneminde adli alanda da ıslahat çalışmalarına girişti. Ona göre, hukuki alan eğitimden sonra gelen en önemli alandı. Fakat bilgilerinin kullanılmasının geniş ölçüde bağlı olduğu ikinci çareye, Adalete, erişmenin daha zor olduğu görüldü. Küçük Said Paşa’ya göre özellikle mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlerin namuslu olması çok önemli konulardı.
Küçük Said Paşa, daha sadrazam olmadan Adliye Nazırı iken ceza ve hukuk mahkemeleri usûl kanunlarını hazırlayıp kanunlaştırdı. Kendisi bunun yanı sıra Müdde-i Umûmilik müesesesini kurarak muasır bir adliye sisteminin oluşmasına zemin hazırladı. Sadrazam olmadan önce Kanun-i Esasi’nin hazırlanışına yardım eden Küçük Said Paşa, Meşrutiyetin yıkılışında da önemli bir görev alarak hukukçu kişiliğini göstermiştir.Bu dönemde Adliye Nazırlığının yetkileri belirlenirken, Nizamiye mahkemelerinin düzenlenmesi de sağlanmıştır. 17
3. Mali Alanda
Said Paşa, mali ıslahatı orduyu düzeltmek ve refaha kavuşmak için gerekli görmekteydi. Özellikle dengeli bütçe yapılması, bir vergi sistemi kurulması, muasır bir muhasebe sistemi kabul olunması üzerinde ısrarla duruyordu. Dış ticaretteki açığı kapatmak için milli sanayiinin kurulmasını ticaret ile ziraatin gelişmesi gerekli görüyordu.18
Vadelerinin insaflı olması, Osmanlı haklarının ihlal edilmemesi ve paranın bütçe açığını kapatmaya değil de sermayenin geliştirilmesine harcanması şart ı ile daha çok istikraz yapılmasına karşı değildi.
4. Diğer Alanlarda
Said Paşa, yukarıda sayılanlardan başka idari, sosyal, mülki, ulaşım gibi pek çok alanda ıslahat çalışmalarına girişti.
Sosyal alanda ondalıklı ölçü istemini Osmanlı Devleti’ne sokan Said Paşa, bununu yanı sıra emekli memurlar için bir tekaüd sandığı kurdu. Said Paşa, bunların yanı sıra şehirlerde güvenliği ve asayişi arttırmak amacıyla da polis teşkilatını ıslahat tabi tuttu ve ilk polis komiserlikleri bu zamanda kuruldu. Bunların yanı sıra idari alanda da, Müslüman memurların sayıları arttırıldı. Mevcut her iki eyaleti daha geniş bir vilayet halinde birleştirmek suretiyle yeni bir vilayet idaresi kurulması gündeme getirildi. 19
Bu dönemde karayolu yapımı da ciddi bir şekilde ele alındı. 1869 nizamnamesiyle getirilen yol inşaatında çalışma mecburiyeti 1879’da tekrar kondu. Böylece Anadolu ve Rumeli’de 5000 km’ye varan yol inşa edildi. Bedenen çalışma mülkiyeti ise 1891 tarihinde paraya çevrildi.20
Bu dönemde Osmanlı yönetiminin Ziraat Bankası aracılığıyla zirai kredi ilişkilerini düzenleme ve küçük üreticiyi özel kredi piyasasına karşı koruma politikası başarılı olmadı. Nitekim Küçük Said Paşa, Ziraat Bankası’nın kapatılıp yeniden her bölgede, mahalli denetim altında işleyecek sandıkların kurulmasını önererek zirai alanda da yenilik çalışmaları yapmaya çalışmıştır.21
B- KÜÇÜK SAİT PAŞA’NIN YENİLİLEŞME FİKİRLERİ
Osmanlı döneminin üzerinde fazla tartışma yapılan sadrazamlarından Küçük Said Paşa’nın ıslahatçılık faaliyeti, aslında Tanzimat hareketi yolunda gelişen bir yapıdaydı. Gerçekleşttirdiği ıslahatlardan çoğu önceden başkaları tarafından da planlanmış ıslahatlardır. O, ise daha sistemli ve düzenli bir şekilde bunu yürürlüğe koymuştur.
Said Paşa üzerinde araştırma yapan kişilerin çoğu onun en büyük rakibinin Kamil Paşa olduğunu söylemişler ve Said Paşa’nın liberal siyasete karşı olduğunu belirtmişlerdir. Nitekim Said Paşa, Meşrutiyet’e de muhalif olmakla birlikte İttihatçılarında desteğini kazanabilmiş bir devlet adamıdır. Kısmen Türklük e ihtiva eden bir İslamcılık siyasetini benimsemiş olan Said Paşa, program olarak Sultan Abdülhamit gibi Panislamizm’i seçmiştir. Bununla birlikte Said Paşa Osmanlı Devleti’nin yenileşme zamanlarında devleti düştüğü durumdan kurtarmak için öne sürülen fikirlerden Osmanlıcılığı hiçbir zaman benimsememiş, Panislamizm siyasetinde de Osmanlı sınırları dışında yaşayan Müslümanlarla değil sınırlar içindeki Müslümanlarla birleşmeyi savunmuştur.22
SONUÇ
Osmanlı Devleti’nin çözülme devrinde yedisi Sultan Abdülhamit devri ve ikisi Genç Türkler dönemi olmak üzere toplam dokuz defa sadrazamlık makamına oturan Küçük Said Paşa, özellikle yapmış olduğu reformlarla dikkati çekmiştir. Siyasi olarak çok önemli bir başarıya imza atmamış olan Said Paşa, başta eğitim olmak üzere toplumu ilgilendiren çeşitli alanlarda yapmış olduğu yenilik hareketleri ile adından söz ettirmiştir. Son sadrazamlıkları ilk sadrazamlıklarına göre daha kısa süren Said Paşa, bu dönemlerde özellikle Sultan Abdülhamit ile anlaşmazlığa düşmüş ve Sultan’ın hal’edilmesine yardımcı olmuştur. Bu olay onun tarihçiler tarafından daha çok değerlendirilmesine de sebebiyet vermiştir.
Nezaketli ve kibar bir insan olarak tarihçiler tarafından takdir edilen Said Paşa, yine aynı yazarlar tarafından vefasız olması ve köyü giyinmesi nedeniyle eleştirilmiştir. Kendinden sonraki nesillere “Hatırat”ını bırakarak o devirlerin aydınlatılmasına da yardımcı olan Said Paşa, bütn çabalarına rağmen devletin kötüye gidişini durduramamıştır.
BİBLİYOGRAFYA
BEYDİLLİ, Kemal, “Küçük Kaynarca’dan Yıkılışa”, Osmanlı Devleti Tarihi, c.I, Feza Gazetecilik A.Ş. Yayınları, İstanbul 1999.
ERARSLAN, Cezmi, Doğruları ve Yanlışlarıyla Sultan II. Abdülhamid, Nesil Yayınları, İstanbul 1996.
GÜRAN, Tevfik, 19. Yüzyıl Osmanlı Tarımı, Eren Yayıncılık, İstanbul 1998.
GÜZEL, ed.Hasan Celal, Türkler, c.13., Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002.
İHSANOĞLU, Ekmeleddin, “Osmanlı Eğitim ve Bilim Kurumları”, Osmanlı Medeniyeti Tarihi, c.1., Feza Gazetecilik A.Ş. Yayınları, İstanbul 1999.
KODAMAN, Bayram, Abdülhamit Devri Eğitim Sistemi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1991.
KURAN, Ercüment, “Sa’id Paşa, İslam Ansiklopedisi, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, c. X., İstanbul 1966.
KURAN, Ercüment, Türkiye’nin Batılılaşması ve Milli Meseleler, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1997.
KÜTÜKOĞLU, Mübahat, “Osmanlı İktisadi Yapısı”, Osmanlı Devleti Tarihi, c.II, Feza Gazetecilik A.Ş. Yayınları, İstanbul 1999.
LEWIS, Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, çev. Metin Kıratlı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1996.
ÖZTUNA, ed.Yılmaz, “Said Paşa, Küçük Mehmed”, Türk Ansiklopedisi, c. XXVIII, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara 1980.
SAKAOĞLU, Necdet, “Abdülhamit II”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.I, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayınları, İstanbul 1993.
ÜNLÜ, Nuri, İslam Tarihi, c. III, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fak. Yayınları, İstanbul 1994.
“Said Paşa (Küçük)”, Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, c. IX, Anadolu Yayıncılık, İstanbul 1983.
1 Ercüment Kuran, “Sa’id Paşa, M.E.B.İ.A., c. X., İstanbul 1966, s.82.
2 ed. Yılmaz Öztuna, “Said Paşa, Küçük Mehmed”, Türk Ansiklopedisi, c. XXVIII, Ankara 1980, s.52.
3 “Said Paşa (Küçük)”, Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, c. IX, İstanbul 1983, s. 4864.
4 Kuran, a.g.m., s.85.
5 Necdet Sakaoğlu, “Abdülhamit II”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.I, İstanbul 1993, s.39.
6 Kemal, Beydilli, “Küçük Kaynarca’dan Yıkılışa”, Osmanlı Devleti Tarihi, c.I, İstanbul 1999, s.121.
7 Kuran, a.g.m., s.83-84.
8 Cezmi Erarslan, Doğruları ve Yanlışlarıyla II. Abdülhamid, İstanbul 1996, s.53.
9 Kuran, a.g.m., s.85.
10 Nuri Ünlü, İslam Tarihi, c. III, İstanbul 1994, s.183.
11 ed.Hasan Celal Güzel, Türkler, c.13., Ankara 2002, s.181.
12 Kuran, Türkiye’nin Batılılaşması ve Milli Meseleler, Ankara 1997, s.171.
13 Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Ankara 1996, s.179.
14 Ekmeleddin İhsanoğlu, “Osmanlı Eğitim ve Bilim Kurumları”, Osmanlı Medeniyeti Tarihi,c.1, s.327.
15 Bayram Kodaman, Abdülhamit Devri Eğitim Sistemi, Ankara 1991, s.83.
16 Lewis, a.g.e., s.180.
17 Lewis, a.g.e., s.181.
18 Kuran, a.g.e., s.173.
19 Kuran, a.g.e., s.173.
20 Mübahat Kütükoğlu, “Osmanlı İktisadi Yapısı”, Osmanlı Devleti Tarihi, c.II, İstanbul 1999, s.592.
21 Tevfik Güran, 19. Yüzyıl Osmanlı Tarımı, İstanbul 1998, s.158.
22 Kuran, a.g.e., s.179.
———————————————————————–
Tarihçi TALHA GÖNÜLALAN …………. www.vaziyet.net
