1550-1559: BİR DÜNYA SAVAŞININ BAŞLAMASI VE BİTİŞİ
1550-1559 arası asık suratlı yıllardır. Savaş tekrar sahneye çıkmaktadır. Fakat bu isteksiz bir savaştır. Almanya, İtalya, Alçak Ülkeler Avrupa için daha caziptir. Türkiye de İran’la meşguldür. İç Deniz bu yıllar boyunca özerk bir tarihe sahip olmamaktadır.
1-) Savaşın Kökenlerinde 1545-1550: Akdeniz’de Barış
1544’te V. Carlos ile I. François arasında imzalanan barış samimi olmayan ve aceleye gelmiş bir barıştı. Bununla birlikte Kasım 1545’te de Ferdinando, Türklerle barışa ulaşmıştı. Bu sözleşmede Türkiye’ye haraç ödenmesi de yer almıştır. Bundan başka Haziran 1546’da da Fransa ile İngiltere antlaşmaya ulaşmışlardır.
Özellikle mali zorunlulukların yanı sıra bazı rastlantılar da sükunetin geri gelmesine zemin hazırlamıştır. 1546’da hem Luther, hem de padişahın donanmalarının efendisi Barbaros’un hayatları sona ermiştir. Bunu 1547 yılında İngiltere kralı VIII. Henry ile I. François’in ölümleri izlemiştir. Böylece hem yeni insanlar işbaşına gelmiş, hem de barışın karlı çıktığı bir duraklama dönemi başlamıştır.
Bundan önceki dönemde özellikle XII. yüzyıldan beri bir Hıristiyan gölü haline gelen Akdeniz’de bu zaman zarfında belirli bir düzen yerleşmiştir. Fakat 1522’de Rodos’un düşmesi ve 1529’da Cezayir’in azad olması denizin kapılarını Türklere açmıştır. Türkler bu tarihe kadar bu denizde tehlikeye girmemişler ve bundan sonra da Akdeniz’de üstünlüğü ele geçirmeyi başarmışlardır.
Türklerin bu büyük ilerlemesinin başlangıcı I. François’in Kanuni Sultan Süleyman’a yaklaşması ve Venedik’in V. Carlos ile ittifaka girmesiyle olmuştur. Oyun, Hıristiyanlık için adeta tamamen kaybedilmiştir. Bunun kabahati Venedik ile ittifaka girmeyi istemeyen ve beceremeyen V. Carlos’un bizzat kendindedir. Küçük önlemlerin etkinliğine inanan Habsburg diplomasisi ise Barbaros’a bir ödül vererek onu ihanete ikna etmek üzere pazarlığa girişmiştir. Fakat bu hiçbir şeye engel olmamış ve 27 Eylül 1538’de Preveze Deniz Savaşını Barbaros kazanmıştır.
1540’ta Venedik, ligayı terk ederek barışın bedelini ağır bir biçimde ödemeyi kabul ediyordu. Oysa Batı koalisyonunun Venedik donanması olmadan sadece Fransız donanması ile güçlenen Türk donanmasına karşı koyması imkansızdı. Böylece Akdeniz Hıristiyanlığının selameti tehlikeye girmiştir. Hıristiyanlık maliyetli bir savunmaya muhtaç olmuştur. Artık yalnızca korsan baskınları ve birkaç aceleci harekat yapılabilmektedir. Carlos’un 1541’deki Cezayir Seferi de başarısız olmuştur.
Bundan sonrası için Fransızların hedef saptırmaları olmaksızın Kanuni Sultan Süleyman’ın güçlerinin üstesinden gelmek olanaksızdır. Demek ki imparatorun henüz fethetmediği bazı yerlerden vazgeçmek gerekmektedir. Fakat Türkler avantajlarından yararlanmamaktadırlar. 1560’a kadar büyük çaplı karşılaşma olmayacaktır. Bunun nedeni Hint Okyanusu’nda Portekizlilere karşı girişilen savaş ve Kanuni’nin 1545 İran Savaşı sonucunda Türklerin Akdeniz’e bir müddet sırt çevirmeleridir. Böylece Akdeniz kentleri soluk almaya başlamışlardır. Bu aralıkta güçlenmeye çalışmaktadırlar.
Africa Olayı
Akdeniz’de barış aslında korsanlığın yeni bir atılımı demektir. O dönemin insanlarından Pedro de Salazar’ın 1570’te yayınlanmış kitabında bazı korsanların deniz gezilerini izlemek mümkündür. Turgut Reis’in etrafında gruplanmış iki Türk futasıyla bir fırkatanın üsleri Tunus Sahel’inde bulunmaktadır. 1550 Haziran’ında bu üç gemi Napoli körfezinin girişinde dolaşmakta ve İspanyol donanmasının artçılarını gözetmektedir. Bunlar önce bir iaşe gemisi, sonra da Napoli açıklarında hacı dolu bir kayık ele geçirmişlerdir. İki futa Tiber ağzında ve Elbe yakınlarında gözüktükten sonra ganimetlerini satacağı Cezayir’e dönerken diğeri yolculuğuna devam etmiştir.
Korsanlık küçük olanaklarla yetinmekte; kentlerin, tahkimatların, savaş filolarının iyice uzağında durmaktadır. Bazı kıyılarda asla macera aramamaktadır. Örneğin, Sicilya ve Napoli kıyıları onların “ayrıcalıklı” hedefleridir. Bu aynı zamanda bir buğday avı demektir.
Sicilya buğdayını yiyen bu korsanlardan en tehlikelisi Turgut’tur. Rum kökenli bu korsan 50 yaşlarındadır ve 1550’de Cerbe’ye yerleşmiştir. Yine 1550’de Tunus Sahel’indeki küçük Africa kentini ele geçirmek üzere iç kavgalardan yararlanmıştır. Kayruan hizasında ağaçsız ve bağsız çıplak bir burun olan Africa, eskiden Fatımiler zamanında ihtişamlı günler yaşamıştır. Artık kasaba haline gelen Africa, Turgut için Sicilya yolu üzerinde yararlı bir iskele olmaktadır.
Turgut’un burayı ele geçirmesi Sicilya kapısının diğer kıyısındaki yöneticileri alarma geçirmiştir. Turgut’un ilerlemesini gündeme getiren, yalnızca kıyıların güvenliği değildir. Aynı zamanda “Tunus”tur da. Oysa Tunus, belki de daha tutarlı ve güçlü bir şekilde Türk tarzına göre örgütlenecektir. Fakat V. Carlos, Barbaros’u buradan söküp atabilmek için 1535’te Tunus’a bizzat gitmiştir. Ayrıca padişaha, bir mektupta Turgut’un eylemlerini şikayet etmektedir.
Ancak Nisan’dan itibaren, Turgut işe başlamayı düşünmektedir. 500 Türk’ten oluşan bir garnizonu Africa’da bıraktıktan sonra Porto Farina’ya gitmiştir. Sicilya onun hava düzelince korsanlığa çıkacağını bilmektedir. Bu yüzden Napoli’de büyük bir endişe belirmiştir. Bununla birlikte korsan hakkında Batı’ya yöneldiğinden başka bir şey bilinmemektedir.
Turgut’a karşılık vermek doğal hale gelmiştir. V. Carlos’un kaptanı Doria, 11 Mayıs’ta Napoli’yi terk ettiğinde amacı Turgut’un yokluğundan yararlanarak Africa’yı ele geçirmektir. Doria’nın seferi güçlere bir general atanmasını istemesi üzerine Sicilya kral naibi Juan de la Vega bu göreve atanmıştır. Artık herkes, “dövüşmeye veya ölmeye tamamen karalı olarak” yola çıkmaktadır. Kısacası moral mükemmeldir.
28 Haziran’da başlayan kuşatma hemen hemen üç ay sürmüş ve ancak 10 Eylül’de İspanyollar, İtalyanlar ve Malta Şövalyeleri Africa’yı ele geçirebilmişlerdir. Bu küçük bir başarıdır. Turgut devre dışı bırakılmıştır, fakat Malta Şövalyeleri buranın korunmasını üstlenmeyi istemediklerinden küçük yer yıkılmış ve askerlerin isyanından sonra surlar da yok edilmiştir. 4 Haziran 1554’te birlikler Sicilya’ya çekilmişler ve Siena savaşına katılmaya gitmişlerdir.
İmparator V. Carlos, 31 Ekim’de padişaha uzun bir mektup yazarak Turgut’un eylemlerinden yakınmış ve neden müdahale etmek zorunda kaldığını açıklamıştır. Bu adeta bir özür dileme mektubudur. Aynı zamanda V. Carlos’un Africa olayının önemine inanmadığını gösterir. Bu kötü bir hesaptır, çünkü ertesi yıl Türkler güçlü bir cevap vereceklerdir.
Muhlberg’in Yarını ve Ertesi
20 Nisan 1547 tarihli Muhlberg Savaşı’nda elde edilen zafer V. Carlos için büyük bir zaferdi. Aynı zamanda bir mucizeydi de.1544’te Fransa ile olan savaş bitmiş, 1545’te Ruhani meclis toplanmış ve Kilise belirleyici bir noktayı aşmıştı. Türklerle ateşkes yapılmıştı. Papalık ile bir ittifak antlaşması yapılmıştı. Fakat ne Roma erteleme siyasetinden, ne de imparatorluk onlara karşı temkinli davranmaktan vazgeçmişlerdi.
Artık V. Carlos, ilk darbelerini indirme kararını almıştı. Çünkü, Fransa’nın tarafsızlığı ve Türkiye’nin eylemsizliğiyle müdahale fırsatı doğmuştu. Zafer kazanılırsa Papa, imparator ve Fransa kralı İngiltere’yi fethetmek ve Macaristan’ı Türklerden geri almak üzere ittifak kurabileceklerdir. 24 Nisan 1547’de elde edilen zafer imparatora, her şeyden önce tartışılmaz bir başarının prestijini vermiştir. Sonucunda, V. Carlos, “15 yıldan beri en büyük sıkıntısı olan şeyden, Protestan Almanya’nın prensler örgütü olan , Roma’ya ve imparatorun iradesine isyan eden Smalkade Liga’sından kurtulmuş olmaktaydı.
V. Carlos, yenik Almanya’yı siyasal ve dinsel düzlemde örgütlemeye karar vermiştir. O, oğlu Felipe’nin Almanya’nın müstakbel yöneticisi olmasını garantiye almayı ve böylece Alman tahtını Burgonya ve İspanya hanedanına bağlamayı denemiştir. Tabi bu Alman halkının ters kanıda olmasına rağmen olmuştur. Nitekim; Augburg piskoposu, Almanya’nın ancak bir Alman hükümdara tahammül edebileceğini belirtiyordu. Venedikliler ise “Felipe’yi seçmektense Türkle anlaşmayı yeğleyecek birçok prens var” demekteydiler.
Bu arada dışarıdaki gelişmelere bakacak olursak V. Carlos’un akranları VIII. Henry ve I. François’in öldüklerini göreceğiz. Ayrıca İmparator V. Carlos da korkunç bir damla hastalığına yakalanmıştır. Ancak tutkulu bir istekle canlı kalan imparator, mirasının tümünü oğlu Felipe’ye aktarmak için uğraşmaktadır. Almanya ve Avrupa’nın efendisi olur olmaz onu yanına çağırmıştır. İspanya’yı 1542’den beri yöneten Felipe, yerine yeğeni Maximillien’i bırakmıştır. Babasına ise 1 Nisan 1549’da Brüksel’de kavuşmuştur. Baba V. Carlos, burada onu Alçak Ülkeler’in mirasçısı ilan etmiştir.
Augsburg’da, Habsburglular ğustos 1550’den itibaren bir aile meclisi halinde bir araya gelmişlerdi. Bu toplantı altı ay sürünce V. Carlos, “Ferdinandoların” ihtirasına çarpacaktır. Bunların en ateşlisi de Maximillien’dir. Aslında Ferdinandoların gücünü bizzat V Carlos yaratmıştır. Hiçbir şey V. Carlos’u kardeşi kralın (yani Ferdinando) tavrı kadar etkilememiştir. Toplantı sonunda, Ferdinando öldükten sonra Felipe’nin imparator, Maximillien’in de Romalılar kralı olacağı konusunda anlaşılmıştır.
Fakat bu antlaşma ölü doğacaktır. Öncelikle Almanya, halka saygısız davranan güneylilerle ülkeyi elde tutmanın zor olacağına inanmaktadır. Böylece Almanya ve çevresinde savaş tehditi artmaya başlamıştır. Fransa hazırlanmakta olan bu savaşta baş rolü oynamaktadır. İmparatorluk elçisi olan Simon Renard, bu konuların raporunu tutmuştur. Renard, elleri serbest kalmış olan Fransa’nın girişimlerinden endişe duymaktadır. “Fransa kralının imparatora güveni yoktur” şeklinde bir sonuca varmıştır.
Fransızları Fransız-İspanyol savaşına tahrik eden ise Almanya’daki casuslarıdır. Venedikliler de savaşı istemektedirler. Padişah da Fransa’ya yardım edeceğini belirtmiştir. Artık işaretler artmaktadır. Fransız elçisinin İstanbul’a dönmesi ise büyük olayların habercisidir. Bunların sonucunda savaş fiili olarak Parma’da çıkmıştır. Artık Fransa kralı, Papa ve İmparatorluğa karşıdır. Türk donanması da Napoli açıklarına kadar gelmiştir.
2-) Akdeniz’de Savaş ve Akdeniz’in Dışında Savaş
Trablus’un Zaptı : 14 Ağustos 1551
İmparator Macar sınırında tahkimat yapmış ve padişahın müttefiki Turgut’a saldırmıştır. Ayrıca Transilvanya’da entrikaya girişmiştir. Türkler de karşılık olarak Zoenok’u yıkmasını ve Africa’yı geri vermesini istemişlerdir. Bu önerileri reddedilmiştir.
Bunun sonucunda Türkler harekete geçmiş ve donanmaları Malta adasından sonra Gozzo adasına kadar ilerlemiştir. Tunus ise o sıralarda Malta Şövalyelerinin elindedir. Halkı Araplardır ve kötü bir sur ve kale ile çevrili vasat bir yerdir.
Türklerin kötü bir mevsime girmeden önce sınırlı zamana sahip olmalarına rağmen kuşatma olaysız geçmiştir. Müzarekeler sonucu Türkler, kentin tahkimatının bozulmaksızın teslimini istemişler ve karşılığında şövalyelere özgürlükleri bağışlanmıştır. Türklerin eline Trablus’la birlikte önemli bir kavga aracı ve bağlantı noktası geçmiştir. Bu Türk akını aynı zamanda Avrupa’nın hazırladığı genel savaşın zamanını da getirmiştir. Fransız siyaseti cüretini arttırırken, imparatorluk önlemlerini almaya başlamıştır. Bu yüzden Sicilya’ya İspanyol ve İtalyan birlikleri nakledilmiştir.
Bunlara ek olarak Parma civarında başlayan çatışmaların yavaş yavaş Avrupa’ya yayıldığı söylenebilir. Fransa kralı, Papa ile ilişkilerini kesmekle işe başladı. Ardından imparatorluk elçisi Renard’ı ülkesine yolladı ve kendi elçilerini çağırdı. Bunlardan sonra da Protestan Alman Prensleri ile anlaşma imzaladı.
1522 Yılının Yangınları
1522 yılında Avrupa’nın hemen her yerinde bir dizi savaş, zincirlerinden boşanmıştır. Önce bir Alman iç savaşı olmuş, bu savaş V. Carlos için felaketle neticelenmiştir. Böylece Almanya’yı kaybetmiştir. Batıda iki zamanlı Alman dış savaşı sonucunda Fransa, Metz’i ele geçirmiş, Türklere karşı Macar sınırında süren savaş ise Ferdinando için kötüye gitmiştir. Bununla birlikte Lüksemburg ve Alçak Ülkeler sınırında önemsiz bir dizi çatışma olmuştur. İtalya’da ise savaş bir gelip bir gitmiştir.
Bu kara savaşlarına Akdeniz’deki deniz harekatları eklenmiştir. Deniz harekatları1552’de yalnızca Türk donanmasının ilerlemesi ile sınırlı hale gelmiştir. Bu donanma Messina’ya ulaşarak Andre Doria’nın donanmasını yenmiştir. Fakat Türk donanması, Fransız taleplerine rağmen, yoluna devam etmemiştir. Sinan Paşa, İran seferinden dolayı doğuya dönmüştür.
Korsika Fransızlara, İngiltere İspanyollara
1553’te Akdeniz ve karasal bağlantıları dünya siyasetinin merkezinde olmamayı sürdürmüştür. Türk donanmasının hareketi gittikçe yavaşlamış ve gecikmiştir. Türk tekneleri yağmalara girerek zaman kaybetmişlerdir. Bu yüzden Andre Doria zaman kazanmıştır.
Türk donanmsı Tiren Denizi’ne gelip Elbe adasına saldırmış ama esas kent Cosmopolis saldırılara direnmiştir. Türk donanması Aralık’ta İstanbul’a geri dönmüştür. Türkler bütün güçleriyle vurmamıştır, çünkü doğuda İran Savaşı devam etmektedir. Ancak Fransızlar Türklerin sayesinde Korsika’ya ayak basmışlar ve bu haber Cenova ile imparatorluğu şaşkına çevirmiştir.
Bu duruma imparatorluğun karşı saldırısı gecikmemiştir. Kötü hava Türklerin Fransa’ya yardımını engelleyince durum tersine dönmüştür. Artık zor bir savaş başlamaktadır. Demek ki 1553 Akdeniz için hareketli olmuştur. Bununla birlikte VI. Edwzrd ölünce İngiltere tahtına Mary Tudor geçmiştir. Bu V. Carlos için iyi olmuştur. İmparator şimdi İngiltere’ye bel bağlamaktadır. Artık Alçak Ülkeler’i ele geçirilemez kalesi haline getirmiştir.
V. Carlos’un Tahttan Çekilmeleri: 1551-1556
Para yokluğu savaşın bu safhasında etkilidir. Büyük devletlerin yoksullukları küçüklerin kendilerini etkin göstermelerine yol açmıştır. Küçük ülkeler kendi özel işlerini çözüme kavuştururlarken, büyük devletler arasındaki oyunlar da diplomasi alanında sürmekteydi. Bu dönemde Papa III. Julius’un ölümü V. Carlos’un büyük bir desteğini kaybetmesi anlamına gelmekteydi. Paulus’un Papa seçilmesi sonucu Carlos’un kaybettiği her şeye Fransa kralı konmuştur. Bu arada imparatorluk içinde de önemli gelişmeler olmaktaydı. V. Carlos, İngiltere kralı olan oğluna Napoli ve Sicilya krallıklarını vermişti. Artık tahttan çekilme isteği kendisine görülüyordu. Özellikle oğlu Felipe’nin daha özgür ve rahat olması için çalışıyordu ve 1556’da İspanya’yı bıraktı. Ona göre Felipe’nin düğün armağanı olan İngiltere onu güç dengesinde tutabilirdi.
İmparatorun daha ilk taht terk etmelerine ilişkin olarak Almanya’dan vazgeçmesi her şeyden çok Avrupa barışına katkıda bulunmuştur. 5 Haziran 1556’da İngiltere kraliçesinin müdahalesiyle Vaucelles ateşkesi imzalanmıştır. Bu antlaşma hiçbir şeyi çözmüyor, yalnızca statükoyu tanıyordu.
3-) Savaşa Dönüş: Kararlar Hala Kuzeyden Geliyor
Vaucelles Ateşkesinin Bozulması
Bu ateşkes aslında herkesi uzun süre memnun edebilirdi. Gerçekte Roma’da bir şimşek gibi patlamıştı. Bu antlaşmanın Papa’ya rağmen imzalandığı söylentisi çıktı. Aslında Papa V. Paulus, zihninin ve kalbinin sesine uyarak davranan bir insandır. Papa tek başına değildir, birçok siyaseti vardır ve hepsinden birden sorumlu değildir. Kesin olan şey ise V. Paulus’un çok erkenden kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla Habsburglulara karşı iyi düşüncelerinin olmadığını dışa vurmuş olmasıdır. Hatta imparatoru ünvanından mahrum bırakmak üzere bir Ruhani meclis toplayacak kadar ileri gittiği öne sürülmüştür.
Fransızlar ise hala Napoli’yi ve Milanese’yi düşünmekte ve daha şimdiden dünyanın dışında görülmek istenen imparatorun bizzat kendi, Papa V. Paulus’a karşı ateşli bir öfke duymaktadır. Papa, Felipe’nin kanaatine rağmen ne olursa olsun kopuşu önlemek istemektedir.
Saint – Quentin
İtalya’da ve İtalya yüzünden yeniden doğan savaş, yarımada ve çevresinde yani Akdeniz’de eylem alanı bulamayacaktır. Bunun nedeni belki de büyük Türk donanmasının sahnede yokluğudur. Fransa müttefikinin gücü olmadan güney denizinde belirleyici hiçbir işe giremeyecektir.
1556 Aralığında François de Guise büyük bir orduyla Alpleri geçmiştir. Simon Renard ise 12 Ocak 1557’de Papanın tüm Papalığını ve bütün kilise gelirlerini savaşı sürdürmek için kullanmaya karar verdiğini belirtmektedir. Tasarısı Bologna ve Perugia’yı Fransızlara geri vermek ve Floransa kralına daha az zarar vermek olmalıdır. Böylece terk edilen Papa, müzareke masasına oturmak zorunda kalmıştır. Barış antlaçması 14 Eylül’de yapılmıştır.
Aslında Papalık-İspanya barışının önemini anlatmak boşunadır. Çünkü, bu barış Batı dünyası tarihinin bir dönemecidir. Roma’yı Habsburglulara itaate zorlamış veya İspanya ile Roma’nın birleşmesini sağlamıştır. Ve zaten çekilmiş olan François de Guise dağları ters yöne aşmak zorunda kalmıştır. Bundan sonraki zaman zarfında Fransa kralı karşı önlemler almaya, adam toplamaya François de Guise’nin dönüşünü beklemeye zaman bulmuştur. Ve ilginç nokta yenik kralın kredisi para piyasalarında galibinkinden daha yüksek olmaya devam etmiştir.
Yine bu sıralarda Akdeniz’de büyük ve güçlü bir donanma Doğu’dan gelmektedir. Önce Napoli kıyılarında görülen Piyale Paşa, Batı Akdeniz’e doğru yelken açmıştır. Bu Valencia’nın alarma durumuna geçmesine neden olmuştur. Fakat Piyale Paşa, Bastia’ya herhangi bir şey yapmayı reddetmiş ve Fransızların boşuna itirazlarına rağmen, İspanyol kadırgalarının saygılı bir uzaklıktan izlemeleriyle birlikte geri dönmüştür. Bunda Piyale’nin Cenevizliler tarafından satın alındığı iddialarının da doğruluk payı vardır.
Öte yandan Roma kavgasının çözüme kavuşturulduğu bir sırada –Eylül 1557- iki hasım barış müzarekelerine yeniden başlayabilirdi. Sonuç olarak bir yıl önceki duruma geri dönülmüş olunuyordu. 1558’de de V. Carlos’un ölmesi II. Felipe’nin İspanya’daki varlığını bundan sonra daha gerekli hale getiriyordu.
Cateu – Cambresis barışı
Anlaşılan mali güçlükler hasımları barış yapmaya zorlamıştır. Üstelik, silahlar aracılığıyla bir noktaya varamayacaklarının sağlaması yapılmıştır. Fransız cephesinden iç durum da ağırlık yapmıştır. Ayrıca II. Henri’nin zayıf yönetimi esnasında çok güçlü olan siyasal klanların oyunlarını da hesaba katmak gerekmektedir.
Cateu- Cambresis barışı Fransız tarihçiler tarafından bir felaket olarak ele alınmıştır. Aslında Fransa’nın bu barış antlaşmasıyla sağladığı avantajın esası evlilik idi. Bu küçümsenemez, çünkü 16. yüzyılda siyasetin tümünün esas olarak bir aile siyaseti halinde kalmaya devam ettiği bir olgudur. II. Felipe’nin barış kraliçesi olarak Elizabeth de France ile evlenmesi çarpıcı bir Fransız başarısıdır.
Antlaşmanın pasifinde Fransa’nın İtalya’yı terk etmesi, krallığa Savua ve Piemonte’nin geri verilmesi yer almaktaydı. Fransa böylece İtalya’ya herhangi bir müdahale olanağından mahrum hale gelmektedir ve Korsika’yı terk ederek büyük stratejik topraklarından birini kaybetmekteydi. Aslında vazgeçilen İtalya değil, yarı yarıya Fransız dünyasına katılmış olan Savua ve Piemonte idi. Kuşkusuz burası İtalya’nın ayrılmaz bir parçası olmayıp İtalyanların gözünde bile ayrı bir ülkeydi. Bu nedenle Fransa Sienalıları Cosimo de Medici’ye ve Korsikalıları da Cenova’ya soğuk bir şekilde terk etmiştir, diyebiliriz. Bundan sonrası için Fransızlar artık İngiltere’yi istila etmeyi tasarlamaktadırlar.
II. Felipe’nin İspanya’ya Dönmesi
II. Felipe kuzey ülkelerini hiç sevmemiştir. 1555’ten itibaren İspanya’ya dönmeyi düşünmüştür. O, Alçak Ülkeler’de yerine halasını bırakmayı düşünmektedir. Ancak Cateu-Cambresis’ten dört ay sonra yolculuğa çıkabilmiştir. II. Felipe artık Yarımadada oturacak ve adeta İspanya’nın esiri olacaktır. Felipe kuşkusuz bu tarihten sonra da yolculuklar yapacaktır. Fakat bunlar hep Yarımada içinde olacaktır.
II. Felipe, Brüksel’i bir zafer atmosferinin memnuniyeti içinde terk etmiştir. Dönüş yolculuğunun tam bir anlatısı, Jean de Vandenesse’nin Journal’inde yer alacaktır.
4-) Yüzyılın Ortasında İspanya
Kuşkusuz İspanya için durum vahimdir. İspanya savaşın doğrudan darbelerinin dışında kalmıştır, fakat kesintisiz bir şekilde, insan, gemi, para, çok para sağlamıştır. Toplumsal, ekonomik, siyasal olarak alt-üst olmuştur ve dinsel bir bunalımın, açıkça endişe verici bir bunalımın daha da vahimleştirdiği derin bir bitkinliğe av olmaya devam etmektedir.
Protestan Alarmı
1558’de Sevilla, Valladolid ve birçok yerde “Protestan” cemaatler açığa çıkartılmıştır. Haber V. Carlos ile oğlunu alt-üst etmiştir. Hatta bazen 1559 yolculuğu ile Protestan patlaması arasında bir bağ kurulmuştur. Artık Katolik hoşgörüsüzlüğü kendi bilincine varmıştır. Vurmak için vurmak, örnek olacak bit terör yaratmak istemektedir. İmparatorun barışçı siyaseti de son bulmuştur. Bununla birlikte İmparatorun tahttan çekilmesinden sonra muhalefetler katı bir şekilde resmolunmaya başlanmıştır. II. Felipe ile Papa IV. Paulus’un ilişkileri çok dostane değildir. Hareket hızla gelişmiştir. II. Felipe’nin bulduğu İspanya çoktan karşı-reforma, baskıcılığa geçmiştir.
Bastırma hareketi İspanyol sapkınlığının son saatini çalmıştır. Gerçi hareket hiçbir zaman halka yayılmamıştır. Toledo başpiskoposu da halkın bu mikroba yakalanmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte Dax piskoposunun yazdığı bir mektup, İspanya’da krallığın en büyüklerinden dört tane prensin Lutherci sapkınlık yanlısı olduklarından tutuklandıklarını belirtmektedir. Buna rağmen İspanyol Protestanlığının siyasal bağlantıları olmuşa benzememektedir.
Siyasal Bitkinlik
Sıklıkla II. Felipe tarafından birleştirilen İspanya’dan söz edilir. Bu dönemde merkezileşme artmıştır, fakat halk özgürlükleri 1559’a doğru ancak silinebilmekte, yasalar aynı kalmakta ve eski isyanların anıları tazeliklerini korumaktadırlar. 1556-59 yılları süresince devletin prestijinde ciddi bir azalma fark edilmektedir. Herkes hükümetin, hukukçuların ve bakanların yetersizliğinden yararlanarak kendine bir takım ayrıcalıklar kopartmaya çalışmaktadır.
Bu dönemde Senyörlerin tavırları, devletin yoksulluğunu, ayak sürümeleri teşvik eden ihtiyaç ve zayıflıklarını işaret etmektedir. Aynı anda, krallık otoritesinin alışılmış olarak karşılaştığı engellerin yeni bir görünüm kazandığı anlaşılmaktadır.Krallık otoritesi çareler peşinde koşar hale gelmiştir. Bu durumda otorite, bazen müdahaleye cesaret edemez hale de gelmiştir.
Mali Güçlükler
Hükümdarın elleri serbest değildir; yaptığı her şeyde, ona İspanya’ya dönmesi ile dayatılan kaygıların en büyüğü egemen olmaktadır: para kaygısı.
İmparatorun miras aldığı zaman ki maliyenin pasifi öylesine bir durumdaydı ki, çatışmaların başlamasının gerekli kıldığı ilk harcamalarla birlikte kredisi erimişti. 1 Ocak 1557’de iflas resmen ilan edildi. Krallık hazinesi borçlar veya avanslar sayesinde yaşamaktaydı. Hazine tüccarlara büyük faizler ödüyor ve borçlarını fuarlarda kapatıyordu. 10 Ocak’tan itibaren Felipe’nin meşhur kararnamesinde de borçlar iptal edilmemişti.
Bu çözüm devlete Cateau-Cambresis barışına kadar iyi kötü dayanma olanağı vermiş, fakat güçlükleri yok edememiştir. Bu barışın ertesinde II. Felipe bu işten pişmanlık duymuşa benzemektedir. Hükümetin eski yöntemlere döneceği söylentisi çıkınca çok kimse Amerika’da kalmayı tercih etmiştir.
II. Felipe Alçak Ülkeler’de ise hiçbir çözüm bulamamıştır. Bunlar II. Felipe’nin, İspanya’nın gerçek durumunun onun için artık hiçbir sırrının kalmadığını göstermektedir. Bunlara ek olarak Felipe, olağanüstü tehlike durumu hariç devletlerin ve hazinesinin kalbi olan İspanya’dan ayrılamayacağını da eklemek gerekir.
Böylece II. Felipe, İspanya’ya geri dönmüş ve durumun sandığından da vahim olduğunu görmüştür. Geriye bu tükenmiş ülkenin hangi yargı hatasıyla Akdeniz’deki savaşa son vermemekte direndiğini, söndürebileceği bir mücadeleyi geliştirmeye devam ettiğini ve bunu iyice körüklediğini anlamak kalmaktadır.
Etiketler: , akdeniz, akdeniz'de savaş, barış, deniz, donanma, donanma savaşları, edniz savaşları, osmanlı, savaş, savaşlar, Tarih, tarihi, tarihimiz, türk, Türk tarihi